okuduğum kitaplardan sonra durup düşünürüm. bu benim bilinçli olarak arzu ettiğim bir şey değildir, eğitimde buna ne denirdi, terminolojik bağlamda küfüv diyebileceğim bir tanımı var mıdır bilemiyorum yahut hatırlayamıyorum. kırmızı saçlı kadın, bende hiç tahmin edemeyeceğim ölçüde bir etki bıraktı. "orhan pamuk'u severek kendime bir haksızlık mı yapıyorum?"diye sormuştum kendime defalarca. yanıtını garip bir biçimde ikircikli vermiştim, seviyor ve buna esefleniyor ancak yine sevmeye devam ediyor beğenecek damarımı bulup yakalayan orhan pamuk'a lise yıllarımdan beri süregelen hayranlığımı söküp atamıyordum. lise yıllarımda hayatımın en önemli yazarlarından biri olacağını nereden bilebilirdim ki? kendi kitaplarını yine kitaplarının içinde örgüye yedirerek işleyen ve tafsilatlı biçimde izah eden pamuk kafamı allak bullak etti. allak bullak etmesi aynı zamanda bir sarsıntının; haliyle sonradan bir çekidüzen verme isteğinin de tetikleyicisi olacağı anlamına gelirdi, önce bir özümseme - belki eski yargılar demeli- sonra şema dengesizliği ve yeniden dengeye kavuşacaktım. yeniden dengeye ne zaman kavuşacağımı düşündüm kırmızı saçlı kadın'da ikinci kısmı okurken. orhan pamuk'ta kendimi görüyorum, yazmak istediğim cümleleri, anlatmak istediğim dertleri. baba sancısını, belki gündelik işlerin bayalığını ve normalliğin irite eden yanını bununla birlikte normalleşme isteğini. bütün bu çelişkilerle birlikte bir hibrit halini alan örgü motifini de. hepsini yerli yerine koyduğunu düşünüyorum. öte yandan 1. kısımda zaten bahsettiği oidipus hikayesini tekrar 2. kısımda anlatmasını epey garipsedim. aptala söz iki defa anlatılır diye bir nasihatten hasılı mı bu garipseme ayrımına varamadım. ancak defalarca zaten üzerine yazdığı ve bana göre sahiden iyi bir motifi kullandığı bu kitapta