Platon felsefesini “Bilgi nedir? Doğru nedir? İnsan neyi bilebilir? Neyi bilmelidir?” gibi sorularla örmüştür ancak Platon yine bu örgüye en büyük ilmeği “İnsan neden bilmelidir?” sorusuyla atmıştır. “İyinin ve kötünün bilgisine neden sahip olmalıyız?” İşte bu sorunun cevabı Platon felsefesinde “Özgürleşebilmek için!” şeklinde ortaya çıkar. Felsefenin, etimolojik anlamının ortaya koyduğu “bilgiyi sevmek” çerçevesinden çıkıp “özgürlüğü sevmek” alanına geçişi burada kendine oldukça büyük bir yer bulur. Mağara alegorisinin ortaya koymak istediği amaç da budur. İnsanın doğduğu andan itibaren tutsağı olduğu mağaranın farkına varması ve özgürlüğüne kavuşabilmesi için vardır felsefe. Platon felsefesinde filozof, bilgiyi sadece sevdiği için değil, ona özgürlük kazandıracak olan tek şeyin yine bilgi olduğunu idrak ettiği için sever bilgiyi. Doğrunun bilgisini kendi elleriyle inşa eden insan başkasının kölesi olmaktan çıkar ve sadece kendi soru-cevaplarıyla yola devam eder. Platon'un Devlet’inde yer verdiği “İnsanlar, daha iyi yönetilebilmek için yönetime talip olur” çıkarımını, kendi hayatlarımız için de uygulayabiliriz. Başkasının doğrularından arınıp, hakikate kendi emeğimizle yürümeyi tercih ederek, yönetilen olmaktan çıkmak ve kendi hayatlarımızı yöneten iyi birer yönetici olmak yine bizim elimizde.
Dünyada dini yorum ve görüş ile üniversal birey özgürlükleri ve laik yaşam dengesini kuran toplum yok denecek azdır. Her yerde bir gerilim vardır. Dinlere ve toplumsal örgüye göre bu gerilimin rengi ve derecesi farklıdır ve sorunlar da devam ediyor. Mesela komünist safhadan geçen Müslüman ülkelerde dahi karşı görüş keskin hatlarla muhalefete geçebilmektedir. Diğer taraftan toplumumuzda laiklik bilime, anlayışa, yeni gelişmelere, cemiyetin içtimai gereklerine göre ayarlanır. Bunun örneği ne Batı'da ne de Doğu'da vardır. Bu Türkiye Cumhuriyeti'nin kendi götürdüğü, kendisinin öncü olduğu bir harekettir. Bu anlamda yaptığımız hukuk devrimi bir ihtiyaçtır. Din ve devlet konusunda benzer bir toplum yapısına sahip olan lsrail'de de iki dünya arasında bu gerilim sürüyor. Sorun hukuki ve tarihi yazımın anlaşılması ve benimsenmesi, tutarsız taleplerin reddedilmesiyle çözülür.
Sayfa 226 - Kronikkitap: 1. Baskı, Şubat 2023, lstanbul·Kitabı okudu
Tarih
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
"Dünyada dini yorum ve görüş ile üniversal birey özgürlükleri ve laik yaşam dengesini kuran toplum yok denecek azdır.Her yerde bir gerilim vardır.Dinlere ve toplumsal örgüye göre bu gerilimin rengi ve erecesi farklıdır ve sorunlar da devam ediyor."
Sayfa 226 - Kronik Yayımları·Kitabı okudu
Herkes için olmayan alıntı:
Şimdi herhangi birini düşünmeye ihtiyacı vardı. Halbuki kendisi olabilir, kendisiyle kalabilirdi. Zaten uzun süredir hem düşünmenin hem de düşünmemenin eksikliğini hissediyordu. Sessiz olmak, yalnız olmak. Bütün o yayılmacı, şaşaalı, gürültücü olmalar, yapmalar uçup gitmişti birden. Ve insan ağırbaşlılıkla, kendi varoluşuna, karanlığın üçgeni andıran merkezine, başkaları için görünmez olan o gizli köşeye çekiliyordu. Bir taraftan da her zamanki sakinliğiyle oturuşunu bile bozmadan elindeki örgüye devam edebiliyordu. Zira asıl mücadele içeride sürüyordu. Taşıdığı bütün ağırlıkları bir başka köşeye istifleyen bu öz, en alışılmadık maceralar için özgürdü artık. Ve hayat bir an için dibe battığında, kazanabileceği tecrübelerin sınırı yoktu... Şüphesiz aşağısı tamamen karanlıktı ve bu karanlık her yere sirayet ediyordu. Üstelik. orada anlaşılamayacak bir derinlik söz konusuydu. Fakat şimdi ve bir kez daha yüzeye yükseliyorduk ve siz bizi orada bulacaktınız. Sahip olduğu ufukların ona sonsuz görünmesinin sebebi de buydu işte.
Sayfa 22 - Virginia woolf
“Kader, bazen üç farklı kadının ellerinde tek bir örgüye dönüşür; biri umutla başlar, biri dirençle devam eder, diğeri özgürlükle tamamlar.”
Virginia Woolf, Deniz Feneri'nde şöyle yazar: "Sessiz olmak, yalnız olmak. Bütün o yayılmacı, şaşaalı, gürültücü olmalar, yapmalar uçup gitmişti birden. Ve insan ağırbaşlılıkla, kendi varoluşuna, karanlığın üçgeni andı- 72 ran merkezine, başkaları için görünmez olan o gizli köşeye çekiliyordu. Bir taraftan da her zamanki sakinliğiyle oturu şunu bile bozmadan elindeki örgüye devam edebiliyordu. Zira asıl mücadele içeride sürüyordu. Taşıdığı bütün ağırlıkları bir başka köşeye istifleyen bu öz, en alışılmadık maceralar için özgürdü artık. Ve hayat bir an için dibe battığında, kazanabileceği tecrübelerin sınırı yoktu. Şüphesiz aşağısı tamamen karanlıktı ve bu karanlık her yere sirayet ediyordu. Üstelik orada anlaşılamayacak bir derinlik söz konusuydu."