Adalet bir yanılsamadan, yalan bir kavramdan ibarettir. Çünkü sanığa söylenen şey şu anlama gelir: “İşimize gelen, amacımıza uygun bir ifade verirsen sana inanırız, söylediklerini dikkate alırız ve bunları aleyhine çeviririz.
Yok, kendi yararına, seni savunan bir iddiada bulunursan; seni aklayacak, bizim işimize gelmeyen bir şey söylersen, asla inanmayız. Boşuna nefes tüketmiş olursun; çünkü yalan söyleme hakkından yararlanabilirsin ve biz de herkesin –yani bütün suçluların– bu avantajı kullanacağını varsayarız.
Seni zan altında bırakan bir şeyi ağzından kaçırırsan, açıkça itiraf eder veya çelişkiye düşersen, bu sözlerin boşa gitmez; aleyhine çalışır. Onları işitiriz, kaydederiz, dikkate alırız, söylenmiş sayarız; yazılı kanıt hâline getirir, tutanağa ekleriz ve bunları senin suçun sayarız.
Buna karşılık, aklanmana yardımcı olacak her cümle hafife alınır, bir kenara atılır; duymazdan gelinir, kulak ardı edilir. Havadan, dumandan, sisten farkı olmaz ve kesinlikle lehinde işlemez.
Suçlu olduğunu ifade edersen bunu doğru kabul eder, ciddiye alırız; masum olduğunu söylersen ise espri sayar, güler geçeriz.”