Kur’an’daki anlatıya gelindiğinde ise, burada geçen “âlemlerin rabbi” ifadesi ile Tevrat’ın “İbranilerin tanrısı” ve “İsrailin tanrısı” kavramları arasında keskin bir ayrım olduğu ortadadır.Tevrat kayıtlarının aksine Kur’an anlatısına göre firavunun kendisini belirli bir kavmin ya da kültün tanrısı olarak tanımlamaktan ziyade Mısır kozmogonilerinin en yüce tanrısı ile ilişkilendirmiştir.Nitekim Hz. Musa’nın çağrısı karşısında Tevrat’taki firavunun “Rabbi tanımıyorum” ifadesi ile Kur’an’daki firavunun “âlemlerin rabbi nedir?” (Şu’arâ, 26/23) ya da “Sizin rabbiniz kimdir ey Musa?” (Tâhâ, 20/49) ifadeleri arasındaki ayrıma dikkat edilmelidir.Kur’an’a göre Hz. Musa firavunun karşısına çıkınca ona “Ey Firavun! Ben âlemlerin rabbi tarafından gönderilmiş bir elçiyim” der (A’râf, 7/104). Firavunun bu ifadeye verdiği karşılık, Tevrat’taki kayıttan oldukça farklıdır. Firavun Hz. Musa’ya âlemlerin rabbini sorduğunda, Hz. Musa da “Bizim rabbimiz her şeye yaratılışını veren, sonra ona doğru yolu gösterendir” (Tâhâ, 20/50) cevabını verir. Bu ifadede Kadim Mısır kozmogonisinde anlatılanlardan farklı bir yaratıcıya atıf olduğu gibi yarattığı insana hidayet vererek iyi, güzel ve doğru olanı yapmaya yönlendiren yani yeryüzü hayatına müdahil olan bir otoriteden söz edilmektedir.Hz. Musa devamında “Eğer gerçeğe inanmaya yatkınlığınız varsa bilin ki O, göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunan her şeyin, geçmişteki atalarınızın doğunun, batının ve ikisi arasında bulananların rabbidir” cevabını verir (Şu’arâ, 26/23-28).
Hz. Musa’nın, rabbini tanımlayan bu izahı firavunun mitolojik inançlarına yönelik iki meydan okumayı içermektedir:Birincisi,
Allah’ın geçmişteki ataların da rabbi olduğudur. Kadim Mısır’ın oldukça detaylı bir ölüm sonrası yaşam tasavvuru vardır.Nitekim Mısır’a karakteristik