Konuşma yoluyla üretilen inandırma yöntemleri üç farklı türdendir: Birincisi hatibin karakterine, ikincisi sözlerinin dinleyicilerde uyandırdığı duygulara, sonuncusu da konuşma içindeki "gerçek" ya da "gerçeğe benzer" inandırma yollarına dayanır. Hatip sözlerine inanılacak biri olduğunu düşündürecek şekilde konuştuğunda, dürüst insanlara daha fazla ve daha kolay inanmaya yatkın olduğumuz için ona inanırız. Bu inanç tartışılan her konu için geçerli olduğu hâlde, iki tarafın tezlerinin de makul göründüğü, kararsız kaldığımız karmaşık konularda daha da kesindir. Ancak inandırma, hatip konuşmaya başlamadan önce dinleyicilerin onun hakkında düşündükleriyle değil, hatibin söyledikleriyle başarılmalıdır. Bazı retorik kitaplarında savunulduğu gibi, hatibin dürüstlüğünün söylevinin inandırma gücüne katkı sağlamadığı doğru değildir. Tam aksine, hatibin karakteri belki de en etkili inandırma öğesidir.
Hatip inandırmayı dinleyicilerin duygularını harekete geçirme yoluyla da başarabilir, çünkü insanlar mutlu ya da mutsuzken, sevgi ya da nefret duygularının etkisi altındayken aynı kararları vermezler. Daha önce de söylediğimiz gibi, bütün retorik kitapları sadece bu konuyu ele alır. Duygulardan söz edeceğimiz bölümde buna daha ayrıntılı değineceğiz."Son olarak, hatip söylevin kendisiyle de bir şeyin "gerçek" ya da "gerçeğe benzer” olduğuna dinleyicileri inandırabilir.
İnandırma bu yollarla sağlandığına göre, mantıklı düşünebilen, insanların karakterlerini, erdemlerini ve duygularını yani duyguların doğalarını, özelliklerini, neden ve hangi şartlar altında oluştuklarını iyi bilen biri bu konuda başarılı olabilir. Böylece retorik, diyalektiğin ve "politika" adıyla tanımlamamız gereken erdeme ilişkin bilimin bir koludur sonucuna varabiliriz. İşte bu yüzden retorik politika maskesine