Daha önce “Yeşil Otağ”ı okuyup çok beğenmiştim. “Medeya ve Çocukları”nı ortalama buldum.
Roman kısaca, aslen Kırımlı olan ama yeni nesli Moskova, Taşkent, Tiflis gibi farklı yerlere dağılmış, Rum asıllı Sinopli ailesinin hikayesini anlatıyor. Kurgunun odağında ailenin Medeya adlı bir kadın ferdi var. Medeya sağlık memuru olarak çalışan, geç denebilecek yaşta bir Yahudi dişçiyle evlenmiş ve hiç çocuğu olmamış biri. Ailenin Kırım’da yaşamaya devam eden tek üyesi aynı zamanda. Çok sayıda kardeşi ve yeğeni var; hepsi yılın farklı dönemlerinde Kırım’a Medeya’yı ziyarete geliyor bir yandan da bu sahil kentinde tatillerini geçiriyorlar.
“Yeşil Otağ”ı okuyanları şaşırtmayacak bir roman “Medeya ve Çocukları”; zira tipik bir Ulitskaya romanı bu da. Yazarın eserlerinde genelde kullandığı yapı burada da var öncelikle: Bir sürü karakterin ferdi hikayeleri teker teker anlatılıyor, böylece büyük resim oluşturuluyor. Bir diğer deyişle mikro hikayelerden makro anlatı oluşuyor. Fakat ne yazık ki “Yeşil Otağ”daki o oya gibi işlenen, koca, haşmetli bir ağaç gibi dallanıp budaklanan, ustalıklı anlatım burara yok bence. Bu kitaptaki hikayelerin kimi gereksiz uzatılmış, kimiyse daha çok dillendirilmeyi hak ediyorken es geçilmiş. Misal, ben gerçeklikten hayli uzak ve çapraşık bir sürü ilişki yerine Kırım’ın tarihine, o kozmopolit dokusuna ya da Stalin dönemindeki nüfus transfer politikasına dair daha çok şey duymak isterdim. Yine Ulitskaya’da alışık olduğumuz üzere, SSCB’deki azınlıklara ses verilmiş: Rumlar, Tatarlar, Yahudiler. Ancak bu azınlıklar üzerinden Sovyet dönemi eleştirileri de yine “Yeşil Otağ”da olduğu gibi derinlikli değil.
Yine de okuduğuma memnunum “Medeya ve Çocukları”nı. Ulitskaya’nın anlatımını ve karakterlerini seviyorum. Diğer romanları da çevrildikçe/basıldıkça