8/10
·150 syf.··
2021 26. kitabı
·
1 saatte okudu
·
Okunma: 14 Nisan 2021 00:00
Juan Rulfo, methini çok duyduğum, büyülü gerçekçilik akımının (magic-realism) öncülerinden. Pedro Paroma’yı okumaya başlamadan, hakkında biraz okumalar yapıp, öyle başlamıştım. 1955 yılında kaleme alınmış bu eser, pek çok yazınsal edebiyata örnek olup, ilham vermiş. Anlatılanlara göre, “Yüzyıllık Yalnızlık kitabının yazılış sürecinde, edebiyat çevresinden bir dostunun, bir gece evine geldiğini ve, “Sen yazı yazdığını sanıyorsun. Al da bunu oku,” diyerek, önüne Pedro Paramo romanını fırlattığını anlatır Márquez. Arkadaşı gittikten sonra kitabı büyük bir şaşkınlık ve hayranlıkla okur. Bitirir ve yeniden bir kez daha okur. Kitabı bıraktığında tanyeri ağarmaktadır. Kitap, Juan Rulfo’nun Pedro Paramo'sudur. Márquez kitaptan o denli etkilenmiştir ki Yüzyıllık Yalnızlık eserinde Pedro Paramo’dan bir cümle alarak Rulfo’ya bir selam gönderir.” Annesi öldükten sonra kendisine verdiği sözü tutmak için, babasını bulmak adına Comala’ya giden Juan Preciado’nun babası Pedro Paroma’yı bulmasını konu ediniyor. Hepi topu 130 sayfa olan Pedro Paroma’nın kolay okunan, zorlayıcı olmadığını söylemek, yalan söylemek olur. Ben ara vererek okudum, vaktiniz ve sabrınız varsa tek seferde okuyup büyük zevk almanız. Büyülü gerçekçilik, kısa cümleler, tasvirler ve karakter yargılamaları içermeyen, tarafsız bir gözle okuyoruz tüm cümleleri. Bilinç akışı, iç sesler, monologlar bana göre çok zevkli kılsa da, tarzı sevmeyen için zorlayıcı olabilir. Tuhaf bir şekilde ve spoiler olmayacağını umarak, Alejandro Amenebar’ın The Others’ı (Diğerleri) sık sık andım finaliyle, müthişti. Okumanızı tavsiye ederim kesinlikle.
Pedro ParamoJuan Rulfo · Doğan Kitap · 20192,273 okunma
Puan vermedi·96 syf.··
2026 8. kitabı
Jonathan Livingston Seagull by Richard Bach may appear to be a simple story about a bird, but it develops into a layered allegory about individuality, freedom, and spiritual growth. Jonathan, unlike the rest of his flock, is not satisfied with living only to eat and survive. He becomes obsessed with flight not as a tool, but as a way of reaching perfection and understanding something greater about existence itself. This desire isolates him. The flock, representing conformity and societal limitation, rejects him for refusing to follow its narrow rules. His exile symbolizes the cost of individuality: those who question norms are often cast out. Yet this separation is also what allows Jonathan to grow. Freed from the expectations of others, he pushes himself further and eventually reaches a higher level of existence, where he learns that true perfection is not just physical but spiritual. Flight becomes the central symbol of the story. It represents self-discovery, discipline, and transcendence. The sky stands for infinite possibility, suggesting that limits are not absolute but largely self-imposed. Jonathan’s journey reflects the pursuit of self-actualization, the idea that fulfillment comes from realizing one’s full potential. At the same time, the story strongly echoes Biblical patterns, especially those associated with Jesus Christ. Jonathan is rejected by his community, ascends to a higher plane of understanding, and returns as a teacher. He gathers followers and teaches them that they, too, can overcome their limitations. Like Christ, he emphasizes growth, belief, and a deeper understanding of existence. However, Bach reinterprets these ideas in a more philosophical and less doctrinal way. There is no focus on sin or divine judgment. Instead, the central
Martı Jonathan LivingstonRichard Bach · Epsilon Yayınları · 201680,2bin okunma
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
7/10
·165 syf.··
2020 106. kitabı
·
Geçen ay Henry James okumuştum ve yakın zamanda Henry James okumayı planlamamıştım. Yürek Burgusu’nu, Borges’in en beğendiği kitaplar listesinde görmemle almam bir olmuştu. Kitabı bir an önce okumam isteme nedenim ise, Netflix’in “The Hauting of Bly Manor” ismiyle diziye uyarlama fikri oldu. Shirley Jackson’ın “Tepedeki Ev”i, “The Hauting of Hill House” enfes bir korku-drama türünde, yanında Shakespeare şiirselliği içerisinde işlenmişti. Kitap, ebeveynlerin ölümünden sonra yeğenlerine (Flora, Milles) bakmakla yükümlü bir amcanın mürebbiyeyi işe almasıyla başlıyor hikâye. Koşa bir metin oluşu yanıltmasın, içerisinde detaylı insan zihninin derinliklerine inen analizleri bir bir kağıda aktarıyor. Gizem, tekinsizlik, yalnızlık ve hikayeyi ilerleten kafadaki soru işaretleri. Tekinsiz edebiyatı her zaman sevmişimdir. Kitapla ilgili bir kaç araştırma sonrası, ünlü psikolog ve filozof William James’in Henry James’in kardeşi olduğunu öğrendim. Kafamdaki Henry’nin psikolojiye olan düşkünlüğünün sebebi, bir nebze açıklığa kavuşuyor bence. Son olarak, okudukça hikayenin bana tanıdık geldiğini fark ettim ve kısa bir araştırma sonrası The Innocents (Masumlar) 1961 yapımı izleyip çok beğendiğim birebir kitabın uyarlaması olduğunu görünce çok şaşırmadım doğrusu. Diğer bir örnek, şahane bir gizem-korku filmi olan “The Others”ın (Diğerleri) hikayeden etkilendiğini öğrendim. Üzerine çokça yazılıp konuşulacak bir kitap. Okuyun!
Yürek BurgusuHenry James · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 20192,374 okunma
7/10
·336 syf.··
2026 120. kitabı
·
26 saatte okudu
·
Okunma: 10 Nisan 2026 16:43
While the concept behind The Museum of Ordinary People was undeniably charming, the narrative itself felt somewhat underwhelming. As a reader who appreciates complex character arcs, I found the plot to be quite cliché; it followed a predictable trajectory that made the conclusion easy to foresee long before the final pages. At times, the story felt unnecessarily protracted, spanning many chapters without offering much substantial development or "story." However, the saving grace of the novel was the central idea of the museum itself. The notion of a sanctuary for the mundane objects left behind by "ordinary" people—items that would otherwise be discarded or forgotten—is a beautiful, poetic concept. It reminds me of the tactile memory we find in pottery or the vintage trinkets in a thrift shop. While the storytelling didn't quite live up to the brilliance of its premise, the museum remains a hauntingly lovely metaphor for how we honor those we have lost.
The Museum of Ordinary PeopleMike Gayle · Grand Central · 20239 okunma
We Should All Be Feminists - Kitap Yorumu
9/10
·52 syf.··
Beğendi
·
2025 34. kitabı
·
1 saatte okudu
·
Okunma: 18 Mart 2025 02:06
"We teach girls to shrink themselves, to make themselves smaller. We say to girls: You can have ambition, but not too much. You should aim to be successful but not too successful, otherwise you will threaten the man." Feminizm kavramı keşfedildiğinden beri hep gündemde olmuş ve insanlığın sorunlarından biri hâline gelmiştir. Günümüzde kimi kesim için tehdit oluşturan bu kavram üzerine hâlâ tartışmalar sürmektedir. Gerçekten ne anlama geldiği, neyi anlatmak istediği, temel sorununun ne olduğu yıllardır farklı cevaplar almaya devam etmektedir. Feminizm ne demek, neyi temsil ediyor? Bu cevapları bir de Chimamanda'dan dinleyelim. Chimamanda Ngozi Adichie, Nijerya'da dünyaya gelmiş ve orada büyüyüp yetişmiştir. Eğitimine ABD'de devam eden Chimamanda, çeşitli eserler kaleme alan bir edebiyatçı ve feminist bir aktivist olarak tanınmaktadır. TedX üzerinde yaptığı "We Should All Be Feminists" kitabı da bu eserin yayınlanmasına katkı sağlamıştır. Bu kitap ayrıca kurgulanmış ya da kaleme alınmış bir eser değil, 30 dakikalık TedX konuşmasının kelimelere dökülerek kitap hâline getirilmesidir. TedX konuşmasını izlediyseniz orada anlatılanların bu kitaba aktarıldığını görebilirsiniz. Bu kitabın GoodReads önerilerinde karşıma çıktığında bu kadar kısa olduğunu bilmiyordum. Hâlihazırda 30 dakikalık bir konuşmanın kitaba aktarıldığını öğrenince uygun bir vakitte hemen başlayıp bitirdim. Konuşmanın süresi gibi okumanın da 30 dakika aldığını söyleyebilirim. Anlatılmak istenilenler dolandırılmadan, süslü kelimelerle zorlaştırılmadan çok güzel bir şekilde ifade edilmişti. Bu da kolay okunmasını sağlıyor. Kısa sürede okuyup iyi verim alabildiğim güzel bir eserdi. Yazarın bakış açısı çok hoşuma gitti. Feminizmin sadece kadınlık değil insanlık meselesi olduğunu anlatmaya çalışması,
İnceleme
We Should All Be FeministsChimamanda Ngozi Adichie · Vintage Books · 2014131 okunma
6/10
·101 syf.··
2022 26. kitabı
·
1 saatte okudu
·
Okunma: 02 Aralık 2022 00:00
*spoilers ahead* The Trojan War takes place! We could say that La guerre de troi n’aura pas lieu is a prelude to the Trojan War. It takes place right at the eve of the Trojan War, just as how Jean Giraudoux wrote this when WW2 was obviously knocking on Europe's door. The anti-war and pacifism themes are really strong in this one. Despite them desperately trying stop the war from taking place, despite all the logic, there’s no avail. It's written. Just like 'destiny'. They know that it's unavoidable if it’s written, they just want to believe /hope/ otherwise.
Edebiyat
Truva Savaşı OlmayacakJean Giraudoux · Kültür Bakanlığı Yayınları · 199710 okunma