Kafamda en çok çözümlemeye çalıştığım sorulardan biri topraklara tapu sahibi olan Topalın mı, yıllardır kullanan ama tapusuz olan köy halkının mı kullanmasının hak olduğuydu.
Ya yine çözümleme yolu sosyalizm kapitalizm tartışmasına çıkıyor. Benim için rekabet, teşebbüs-i şahsi lakırdıları geçersizdir çünkü ben iradeye inanmam; insan programlanmış bir robot gibi gelir bana hep. Ki bunlara inansanız da Topalın çalışarak para kazanıp o toprakları almadığını takdir edersiniz. Bundan yola çıkarsak toprakların hakkının köylünün olduğunu düşünebiliriz ancak herkesin kendi yaşadığı çevrenin mülkiyetine sahip olması sisteminin dünya ölçeğinde tatbik edilmesi mümkün görmediğim için bir şey diyemeyeceğim, arafta kaldım. Kitabı henüz bitirdim ve kafamdan geçen ilk düşünceler kısaca bunlar oldu
Ya aslında buna odaklanmak da biraz anlamsız. Bu kitap aslında anadolu kültürünü bize yansıtıyor. Ahlaki yozlaşmayı, din istismarını, ahlaksızlığı gözler önüne seriyor. Burada anlatılanlar çok abartı gelmesin efenim televizyon programlarında görebileceğiniz gibi köy yerlerinde herkes herkesle ayb ilişkilerde bulunabiliyor maşallah.
Dili ise sade, yerli halkın konuşmaları çok komik geliyor bana özellikle :d betimleme ise çok çok az hep olay anlatmış. Beğendim vesselam.
Olumlu geri dönüşleri görünce büyük beklentilerle aldım ve içe dönük gençlere gerçekten tavsiyeler verebileceğini ummuştum. Profesyonel bir kitap değil. Hayal kırıklığı.
Raskolnikov bir cinayet işler ancak hiçbir kanıt olmamasına rağmen psikolojik olarak kendini gizleyemediği için deşifre olur ve kendisi bizzat karakola teslim olur. Öncelikle raskolnikov'un cinayeti işleyiş sebebini kendimde şöyle açıklamaya çalıştım:
Farklı ihtimaller vardır. Raskoknikova göre insanlar olağanüstü ve sıradan insanlar olmak üzere ikiye ayrılır. Olağanüstü insanların kendi öğretilerini yayabilmeleri için her yol meşrudur, kan dökmek gibi. O zaman bu adamın bir davası vardır. Ama Raskolnikovun görüşü herhangi bir kalıptan ibaret değildir, fikrini özetlemek gerekirse o yeni çağa yabancıdır, zira raskolnikov taşrada yetişmiştir bundan ötürü değişimleri büyük şehirlerde takip edebilme fırsatı olmamıştır. Cinayet de yeni dünya düzene başkaldırı denebilir. Yeni dünya düzeni sanayileşmeye dayalıdır. Sanayileşmeyle birlikte insanlsr globale daha fazla açılmış, hayatı daha da kolaylaşmış, en önemlisi devlet vatandaşa daha kolay nüfuz edebilir hale gelmiştir. Bu sürecin sonucunda bireylerin diğer ailesine, akrabalarına ve yakınlarına ihtiyacı azalmış bu da sosyal ilişkileri zedelenmiş ve insanların birbirine bu kadar yabancılaştığı yeni devirde insanlar pragmatikleşmiş, yeni geçer akçe maddiyat olmuştur ve insan ilişkileri çıkar üzerine kuruludur. Ha bi de komünistler vardır ki bunlar da yine yeni çağın sonucudur. Zengin iş adamlarına muhalif olurken aynı zamanda eski değerleri de yok sayarlar. Raskolnikov hem fakir, fakir olmasından olsa gerek halka yakın ve merhametli biridir. Komünist de değildir. Tanrı inancı da inişli çıkışlıdır, kah tanrıya inandığını söyler kah dinsiz olduğu söylentileri yayılır. (kendisinin tanrıya inanmadığını söylediğini hatırlamıyorum.) Raskolnikovun bu durumda inandığı bir kalıp, bir inanç yoktur, taraf bulamamıştır. Bu durumda
Bu yazı kitabı okumuş olanlar içindir.
Efendim kanımca fazla duygusal dürtülerle yazılmış bir kitaptır zira kitabın içinde bir Türk'ün 3-4 Çinlinin hakkından geldiği kısımlara çok rastlamışsınızdır veyahut Kürşad'ın kırk çerisinin 300 Çin çerisini öldürmesi gibi gerçekçilikten uzak şeyler. Ha tabii ki ortalama bir Türk çerisinin bir Çin çerisinden daha yetenekli olduğunu söyleyebiliriz. Çin toprakları verimli olması ve asırlar önce tarım devriminin Çin topraklarında yaşanması Çinlilerin yerleşik hayata geçmesine vesile olmuştur ve hayatlarını tarım yaparak kazanmaya başlamışlardır. Ancak Türklerin yaşadığı orta asya bozkırlarında tarım çok gelişememiş ve Türkler hayatta kalmak için yağma yapmaya dolayısıyla iyi askerlik yapmaya mecbur kalmıştır. "Her Türk asker doğar" tarzı sözlerin kökeninin veya yapılan muhtelif anketlerde çıkan sonuçların Türklerin vatanları için savaşma oranlarının diğer milletlere göre üstün çıkması Türklerin askeri kültüründen geldiğini söyleyebiliriz. (Romanın bir başka güzel yanıysa kitabın geçtiği çağda insanların faaliyetlerinin kökenleri hakkında beyin fırtınası yapmak) Bu tarihi çıkarımları yapınca kitap daha tatminkar oluyor ancak tüm bu etmenler Atsız'ın romantizm kullanarak düşüncelerimizi çelmeye uğraştığı gerçeğini değiştirmiyor. Kitabın girişindeki "romanın hikayesi" kısmındaki diyaloglarda da eserin insanların Türkçülüğe sempati duymaları gayesiyle yazıldığını görebiliyoruz. Okurken ben de çokça gaza geldim, duygulandım, gözlerim doldu ama insanın kendi ideolojisini belirlerken duygusal değil mantıki faktörlerden faydalanması her şeye rağmen daha doğru olacaktır. Bu yüzden atsızın yalnız romanlarını değil denemelerini de okumayı düşünüyorum. Tarih bilimine tek bir ideolojinin açısından bakmak düşünce alanınızı sınırlar, olaylara