8/10
·284 syf.··
Beğendi
·
2026 38. kitabı
·
6 günde okudu
·
Okunma: 25 Haziran 2026 17:29
“Bu bataklığın bir dibi,bir sonu yok;değil mi?İnsanoğlunun içindeki o karanlığın,o korkunçluğun bir sınırı yok.” Kara Dere Köyü’ndeyiz..Ormanın yuttuğu,tekinsiz bir köy.Ve bir ceset ihbarı.Adli Tıp Uzmanı Soner,gece yarısı Savcı Volkan’dan bir telefon almasıyla vahşet dolu bir bilinmezliğin kapılarını aralıyor. Karşısındakini insan olarak görmeyen,onları düzeltilmesi gerekilen birer parça olarak düşünen bir katille başbaşayız.Adli tıp uzmanı Soner,Savcı Volkan ve Jandarma görevlisi Aykut insan aklının sınırlarını zorlayan bir canavarla köşe kapmaca oyunu oynar gibi takip ediyorlar puzzle parçalarının tümünü.Karşılarındaki kesinlikle sıradan bir ‘seri katil’değil. O bir canavar,kurbanlarını öldürmeden önce onların beş duyusunu(görme,işitme,tat,koku,dokunma)vahşice yok eden,cesetlerin üzerine bıraktığı sembol ve notlarla tüm sisteme,görmeyen/duymayan herkese ‘kendince’karşı duran hastalıklı bir zihin..Ve bu hastalıklı zihnin ardında bıraktığı tüm izler,çözülmeyi bekleyen birer mesaj. Araştırma sonucunda buldukları ekibi tek bir yere götürdü.. Karaağaç Lisesine ve okulun tiyatro kulübüne!Öldürülen iki kişinin üye olduğu bu kulüp geçmişinde neleri saklıyordu?Özenle hazırlanmış ama asla oynanmamış bir oyun,isimsiz bir çocuk ve bolca sır..Bunların yanında tüm bu süreç içerisinde Kırmızı Ritüel katillerinin sürekli arayarak kendilerini hatırlatmaları ve dahası bazı delillerle ilişkili olmaları!Bu dosyayla Kırmızı Ritüel dosyası arasında nasıl bir bağ var?Adli tıp uzmanı Soner, Savcı Volkan ve Aykut bu gizemi çözebilecekler mi? İnanılmaz sürükleyici bir kurgu,zekice işlenmiş bir hikaye!Yazarımızın adli tıp uzmanı olduğunu yeniden hatırlatmalıyım!O otopsi sahneleri yine neydi öyle?Cerrahi teknikler ve olay yeri inceleme detayları o kadar net ve çarpıcı bir şekilde işlenmiş
Beş Duyunun KasabıCihangir Işık · Theseus Yayınevi · 202626 okunma
8/10
·284 syf.··
2026 57. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 14 Haziran 2026 00:00
Adli tıp uzmanı Soner, gece yarısı Savcı Volkan’dan gelen bir telefonla kendisini izbe bir köşede işlenmiş korkunç bir cinayetin ortasında bulur. Meslekleri gereği sayısız vakaya tanıklık etmiş olsalar da karşılaştıkları manzara ikisini de derinden sarsar. Ancak bu olay, ilk bakışta görünen sıradan bir cinayetten çok daha fazlasını barındırmaktadır. Soner, öldürülen Ayşe’nin otopsisini yaparken cesedin içine gizlenmiş küçük bir not bulur. Bu beklenmedik keşif, soruşturmanın yönünü tamamen değiştirir. Ardı ardına işlenen yeni cinayetler ve her kurbanın bir duyusunun alınmış olması, olayları giderek daha karmaşık ve ürkütücü bir hale getirir. Her yeni ipucu, onları yalnızca katile değil, yıllardır karanlıkta kalmış gerçeklere de biraz daha yaklaştırmaktadır. Volkan ve Soner, parçaları birleştirmeye çalıştıkça karşılarında sadece bir seri katilin değil, geçmişte yaşanan büyük bir yanlışın izlerini bulurlar. Cinayetlerin ardındaki kişi, kendi adaletini sağlamaya çalışan ve geçmişin hesabını bugüne taşıyan biridir. Konuşulmayan sırlar, saklanan gerçekler ve yıllardır üzeri örtülen olaylar birer birer gün yüzüne çıkarken soruşturma daha da derinleşir. Geçmişin intikamı, vicdan muhasebesi ve insanın kendi doğrularıyla yüzleşmesini konu alan bu hikâyede, Savcı Volkan ve adli tıp uzmanı Soner gerçeğe ulaştıklarında hiçbir şeyin sandıkları gibi olmadığını fark edeceklerdir. Peki ortaya çıkan sırlar onları hangi sonuca götürecek ve geçmişin gölgesi bugünü ne kadar değiştirecektir? Yazardan okuduğum ikinci kitaptı ve açıkçası ilk okuduğum kitabını biraz daha fazla sevmiştim. Buna rağmen polisiye türünü seven biri olarak bu kitabı da keyifle okudum. Olayların ardındaki gizemi çözmeye çalışmak, katilin kim olduğunu öğrenme heyecanını son sayfalara kadar hissettirdi. Ancak hikâyenin
Beş Duyunun KasabıCihangir Işık · Theseus Yayınevi · 202626 okunma
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Oralardan mümkün olduğunca uzakta olmak isterdim..
Puan vermedi·109 syf.··
2026 24. kitabı
"Başka bir ailede ve başka bir dünyada olsaydık, o kendisi olabilseydi ve ben kendim olabilseydim, ağabey ve kız kardeş gibi olabilir miydik?" Yazar, hikâyeyi büyük bir öfke ya da ajitasyonla değil de; adeta bir mahkeme tutanağı veya otopsi raporu soğukluğunda anlatıyor. Bu mesafeli dili, biz okuyucularda çok daha derin bir dehşet ve rahatsızlık hissi bırakıyor. Roman, tek bir ağızdan değil; Diana’nın abisi, öğretmenleri, doktorlar, komşular, jandarmalar, savcı ve sosyal hizmet uzmanı gibi farklı tanıkların gözünden parça parça aktarılıyor. Böylece sessiz kalıp görmezden gelerek suça ortak olan toplumsal yapıyı da bizlere sorgutlamış oluyor. Kitabın adı olan “Sakar”, aile içi şiddeti örtbas etmek için kullanılan basit bir bahaneden fazlası. Çevredeki yetişkinler de bu yalana inanmayı seçiyor; çünkü gerçeği kabul etmek, sorumluluk almayı gerektiriyor ve kimse sorumluluk alacak kadar cesur değil. Hatta bu durumdan kaçıp mesleğine ara verenler bile oluyor. Kurumlar ise tırnak içinde kurallara, formlara ve prosedürlere o kadar bağlılar ki gözlerinin önündeki somut insan dramını raporlar arasında kaybediyorlar.. Kısacası roman, kötülüğün yalnızca şiddeti uygulayanlardan değil; “bana dokunmayan yılan bin yaşasın” diyerek sessiz kalan sıradan insanlardan da büyüdüğünü gösteriyor. Sayfaları çevirirken Diana için bir şeyler yapmak istiyorsunuz fakat kitaptaki karakterler gibi eliniz kolunuz bağlı kalıyor. Kitap bittiğinde geriye kalan ağır suçluluk ve huzursuzluk hissi, bence yazarın hedeflediği ve okuru yüzleşmeye çağıran en güçlü etkisi.
Alıntı
SakarAlexandre Seurat · Metis Yayınları · 20255,8bin okunma
8/10
·284 syf.··
2026 22. kitabı
Bugün size okurken tüylerimi diken diken eden, temposunu bir an olsun düşürmeyen bir polisiye-gerilim kitabıyla geldim. Adli tıp uzmanı Soner, Kara Dere Köyü’nde işlenen korkunç bir cinayeti incelemek üzere olay yerine gider. Ancak karşılaştığı manzara sıradan bir cinayet vakasından çok daha fazlasıdır. Kurbanın beş duyusunu hedef alan sistematik işkenceler, olay yerindeki gizemli semboller ve ardı ardına gelen ipuçları, Soner ile savcı Volkan’ı son derece karanlık bir soruşturmanın içine sürükler. Polisiye ve gerilim türünde en sevdiğim şey, okuru yalnızca katilin peşinden sürüklemek değil; aynı zamanda hikâyenin atmosferini de hissettirebilmesidir. Cihangir Işık bu konuda gerçekten başarılı bir iş çıkarmış. Daha ilk sayfalardan itibaren üzerime çöken o kasvetli ve tekinsiz hava, kitabın sonuna kadar benimleydi. Kitabın en sevdiğim yanlarından biri karakterlerin psikolojik yükünün başarılı bir şekilde aktarılması oldu. Özellikle Soner’in yaşadığı yıpranmışlık, gördüğü kabuslar ve mesleğinin ona yüklediği ağırlık oldukça gerçekçi hissettiriyordu. Savcı Volkan ile olan uyumlarını okumayı da çok sevdim. Lal karakteri ise gizemli tavrıyla merak uyandıran isimlerden biriydi. Yazar tempoyu sürekli yüksek tutmayı başarmış. Her çözülen ipucu beraberinde yeni sorular getiriyor ve bu da kitabı elinizden bırakmayı zorlaştırıyor. Ben de sürekli yeni teoriler kurarak okumaya devam ettim. Özellikle final kısmı birçok noktaya ışık tutarken aynı zamanda yeni soru işaretleri bırakmayı da başarıyor. Ancak kitabın otopsi sahneleri, işkence detayları ve suç unsurları oldukça gerçekçi şekilde ele alınmış. Bu nedenle hassas okuyucuların bunu göz önünde bulundurmasını tavsiye ederim. Gerilim dozu yüksek, sürükleyici ve merak unsurunu son sayfaya kadar koruyan bir polisiye okumak
Beş Duyunun KasabıCihangir Işık · Theseus Yayınevi · 202626 okunma
10/10
·284 syf.··
2026 41. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 19 Haziran 2026 18:30
​"Onlara ölümü değil, ölümü okumayı öğretecekti..." ​​ Gece yarısı çalan o telefonla başlayan, sayfalarca süren ve her satırında tüylerinizi diken diken edecek bir vahşet senfonisine hazır mısınız? Bugün size, son zamanlarda okuduğum en sarsıcı, en ters köşe polisiye-gerilim romanından bahsetmek istiyorum: Yazar Cihangir Işık’ın kaleminden Adli Tıp Dosyaları: Beş Duyunun Kasabı. ​​ Hikaye, Savcı Volkan’ın işinde bir numara olan Adli Tıp Uzmanı Soner’i gece yarısı bir cinayet mahalline çağırmasıyla başlıyor. Ama bu bildiğiniz cinayetlerden değil. Karşımızda kurbanlarını sadece öldüren değil, onları adeta birer vahşet sanatına dönüştüren, duvarları kendi kanlı alfabesiyle boyayan bir katil var. ​​ İlk kitap olan Kırmızı Ritüel’in o karanlık mirasını devralan bu romanda katil, kurbanlarını öldürmeden önce onların beş duyusunu (görme, işitme, tat, koku, dokunma) acımasızca yok ediyor. Üstelik tüm bunları tüyler ürperten bir ritüelle gerçekleştiriyor; kurbanlarının sadece duyularını değil, o ritüelin her bir aşamasında benliklerini ve ruhlarını da adım adım yok edip, ardından son darbeyi indiriyor. Adli Tıp Uzmanı Soner, Savcı Volkan ve Jandarma görevlisi Aykut bu caninin peşine düşerken, kendilerini yıllar önce kapandığı sanılan ama aslında hiç çözülmemiş bir geçmişin tam ortasında buluyorlar. ​​ Bu kitabı benim için benzersiz kılan şey, yazarının da tıpkı karakteri Soner gibi gerçek bir adli tıp uzmanı olması! Cinayet mahallindeki o mikroskobik deliller, otopsi sahnelerinin çiğ gerçekçiliği ve cesetlerin Soner’e fısıldadığı sırlar çok detaylı ve profesyonelce işlenmiş. ​​ Katil adeta Soner’e meydan okuyor, polislerle kedi-fare oyunu oynuyor. Tam işte her şeyi çözdük dediğiniz anda yazar öyle bir final fırlatıyor ki, bildiğiniz tüm taşlar yerinden oynuyor! ​​ Sahnelerin
Beş Duyunun KasabıCihangir Işık · Theseus Yayınevi · 202626 okunma
10/10
·284 syf.··
2026 26. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 18 Haziran 2026 15:46
Merhaba kitap sever dostlarım Yazarın okuduğum ilk kitabı ama sanırım kırmızı ritüel kitabını da okumam gerekecek çünkü bir hemşire olarak sahneleri canlandırmam o kan kokusunu hissedilmek benim için ayrıcalıktı. Bazı kitaplar gibi okurken sadece hikâyeyi takip etmezsiniz; o atmosferin içine çekilirsiniz. Ben de bu kitabı okurken tam olarak bunu hissettim. Sayfaları çevirdikçe gerilim arttı, bazı sahnelerde “bu nasıl bir kurgu?” diye düşünmeden edemedim. Hikâyemiz adli tıp uzmanı Soner ve Savcı Volkan’ın, Kara Dere Köyü’nde işlenen korkunç bir cinayet vakasıyla karşılaşmasıyla başlıyor. Fakat bu, sıradan bir cinayet değil… Kurbanın beş duyusunun hedef alınması ve olay yerindeki gizemli izler, onları çok daha karanlık bir sırrın içine sürüklüyor. Kitabı okurken en çok hissettiğim şeylerden biri, geçmişin ve yaşananların insan hayatında nasıl izler bırakabileceğiydi. İnsan bazen yaptıklarının, söylediklerinin ya da yaşattıklarının bir şekilde karşılığını alıyor. “Ne ekersen onu biçersin” sözü bu hikâyede çok daha acı ve ürpertici bir şekilde karşımıza çıkıyor. Soner’in mesleğinin ağırlığı, sürekli ölümle ve insanın en karanlık taraflarıyla yüzleşmesi beni ayrıca etkiledi. Her vakada biraz daha yıpranan, gördüklerini kendi içinde taşıyan bir karakter. Onun yaşadığı psikolojik yükü okumak hikâyeye ayrı bir gerçeklik katmış. Yazar yine temposunu hiç düşürmeden ilerlemiş. Her cevap yeni bir soru doğuruyor, her ipucu sizi başka bir gizemin içine çekiyor. Sonuna kadar merakla okudum ve yine beklemediğim bir finalle karşılaştım. Tabii ki belirtmek isterim; kitapta otopsi sahneleri, işkence detayları ve rahatsız edici suç unsurları bulunuyor. Bu yüzden hassas okuyucular için zorlayıcı olabilir. Gerilim, polisiye ve karanlık atmosfer sevenlerin seveceğini düşünüyorum. Benim için
Beş Duyunun KasabıCihangir Işık · Theseus Yayınevi · 202626 okunma