Nietzsche'ye göre neşe, insanın kendi üzerinde yapacağı bir çalışmayla yetişir büyür. Bu da, dinlerin öğütlediği gibi içgüdüleri bastırmak amaçlı değil, tersine bizi hayata sevk eden, bizi geliştiren büyüten her arzuya "evet" demeye yönelik, içe bakışa dayalı bir ototerapi türüdür.
Gelgelelim, görüldü-ğü üzere mücadelenin kendisi "hastalıktan başka bir şey değildir, dekadanlığın yeni bir ifadesidir. Demek oluyor ki Nietzsche'nin tüm çalışmaları sıfıra inmektedir, ototerapi dene-melerine karşın kendi sözlerine göre, Sokrates ve Wagner gibi dekadan kalmıştır.
Güven kazanmanın sağlam biçimi olan ve zaman alan kişisel donanım- ları arttırarak başarı kazanmaya sosyal jūri pirim tanımıyor, onun yerine yarışı, toplum kuralları gevşediği, hukuk işlemediği, polis ortada görün- mediği için kurnazlık ve hırsızlık tarlalarında yaptırıyor. Bakıyorsunuz bilim adamları intihalle yayın üretiyor, korsandan yakınan sanatçılar korsan kaset dinliyor, din adamları camilerin halısını çalı- yor çaldırıyor, en zenginler yeşil kart kullanıyor. Peki bu bataklarda özgüven yükselir mi, evet yükselir, ama kişiliği geliştirerek değil de daraltarak... Sert bir rüzgarda da dar temelli bu abidelerin boynu devrilir.
Neden böyle? Ilk neden gevşek kurallı toplu- mun, zaman içinde bireyleri yetenek kaybına uğratması, donanımsız hale gelen kişilerin toplumun kendini savunamadığı zamanlarda ve alanlarda saldırıp ondan minimal yarar kopartmaya mecbur kalması. İkincisi bireysel olarak derinleşme, yete- nek zenginleşmesi ve ufuk genişlemesi yaratılama- dığı için toplumun tümden örtülü bir depresyon içinde bulunması ve bunu ortadan kaldırmak için kişilerin ototerapi (kendi kendini tedavi) yöntemi olarak sosyal jürinin yücelttiği kurnazlık yolunda başarı araması ya da kendini alkole vurması
"Van Gogh'un otoportreleri bir tür ototerapiydi. Otuz yedi kez kendi resmini yaptı ve hepsinde yaşadığı ıstırabı insanın içine işleyen bir bakışla ifade etti."
Şu anekdot meşhurdur: Kitabın kahramanı hayatını değiştiremediğinden elyazısını değiştirmeye çalışır ve elyazısı nesrini “geliştirmek” için kendini defterler doldurmaya adar. Kendi deyimiyle bu “yazıbilimsel ototerapi” görünüşe bakılırsa herhangi bir edebi meydan okumadan doğmaz: Flaubert’in düşlediği gibi “hiçbir şey hakkında bir kitap” olma iddiası yoktur, sürrealist yöntemi savunma iddiası da yoktur, sadece elyazısı ile kişilik arasındaki ilişkiyi inceleme maksadı güder. “Benliğimin yazıbilimin büyülü etkisiyle büyümesine izin vermeliyim” der ve hemen ardından matrak bir şekilde gerekçesini açıklar: “Büyük harf, büyük ben. Küçük harf, küçük ben. Güzel harf, güzel ben.”