Bir kadını öldürmeye nereden başlamalı?
Beş yıldır kadın cinayetleri üzerinde çalışıyorum. Son onüç yıldır işlenen ve gazete yer alan her kadın cinayetini tek tek inceledim, hem de üç kez. Söylemek istediğim çok şey var. Fakat seksen sayfalık kitaba sekiz sayfa inceleme yazmak istemiyorum. Bıraksam kendimi, yazarım. Ama yazmayacağım.
2008-2020 yılları arasında, basına yansıyan kadın cinayeti sayısı 3347. Anıt sayaç verisi bu, bundan çok daha fazla olduğunu internette biraz dolanarak bulabilirsiniz.
Üç bin üç yüz kırk yedi, diyelim.
Gözünüzde canlandırabilir misiniz bi’? Karşınızda 3347 kadın var, duruyorlar.
Benim büyüdüğüm ilçenin nüfusu 3000’di. Ben ürküyorum gözümde canlandırırken. Bir ilçe yok olmuş diyorum. Binlerce çocuğun dünyası paramparça olmuş. Binlerce anne baba, ölene dek kalbinde bir ağrıyla yaşayacak. Binlerce seveni… Yok.
Yok, düşünmeyin bunları.
Neyi düşünün biliyor musunuz?
Neden böyleyiz, onu düşünün. Neden öldürüyoruz? Nasıl oluyor da öldürmeye karar veriyoruz? Anlık kararlar bile olsa, nasıl oluyor da hemen uygulamaya geçebiliyoruz?
Evet, yazar Hatice hanımın yaptığı da tam olarak bu. Size dramatize edilmiş kadın cinayetlerinden, geride kalanlardan, olan bitenlerden bahsetmiyor. On öykü var kitapta, on farklı hikaye, on farklı katil. Ve bu katiller ne oluyor da öldürüyor? Nasıl karar veriyor öldürmeye? Karar veriyorlar mı yoksa direkt eyleme mi geçiyorlar? Peki neden? Neden yapıyorlar bunu?
İlk öyküyü bitirdikten sonra damağımda kekremsi bir tat hissettim. Yazarın üslubu farklıydı, üstelik kime sesleniyordu böyle, ne demek istiyordu, bu öyküler hep böyle mi olacaktı, ne yapmaya çalışıyordu şeklinde düşünceler bastı zihnimi. Neyse dedim ikinci öyküye geçtim. Birkaç sayfa zaten öyküler. İkinci öykünün sonuna geldiğimde, o son kelimeyi okuduğumda