Öncelikle roman fena şekilde sürükleyiciydi. Öyle ki sayfalara o kadar daldımki alıntı paylaşamadım, fazlasıyla etkileyen bölümler olmasına rağmen. Karakterler çok açık ve detaylı tasvir edilmiş ayrıca iç ses konuşmaları fazlasıyla hoşuma gitti. Özellikle kitabın son 50 sayfası duygu karmaşasına sokuyor insanı. Beni en çok etkileyen Macide oldu. Onu gerçek hayatta tanımak isterdim. Onun sevgisi, anlayışı, toleransı bana annemi ve eski Anadolu kadınını anımsattı. Beni kötü anlamda etkileyen karakter Ömer oldu. Sevdiği kadına karşı tutarsızlığı, umursamazlığı ve hataları ile beni fazlasıyla kızdırdı okurken. Kesinlikle Macide'yi hak etmedi. Kitabın sonunda Ömer'in özeleştirisi ve muhakemesi sonucunda aldığı karar kendini affettirdi. Bitmesine üzüldüğüm bir kitap oldu ne yalan söyleyeyim. Daha sürseydi sayfalar ve gelecekte Macide ve Ömer neler yaşardı görmek isterdim. Kitapta toplumsal baskının, riyakarlığın, geçim sıkıntısının gerçek hayattan işlenmesi de hem hak verdiriyor hemde insanı boğuyor maalesef. Bu boğulmak okumaktan sıkılmak değil kötü hissetmekten ötürü diyorum. Buraya kadar okuyan olursa gözlerine sağlık.
İçimizdeki ŞeytanSabahattin Ali · Yapı Kredi Yayınları · 2019209,2bin okunma
İnsanların en zayıf tarafları, sormadan, araştırmadan, düşünmeden, kafalarını patlatmadan inanmak hususundaki hayret verici temayülleridir. Dünyadaki yalancı peygamberleri yetiştirmek ve beslemek için en iyi gübre, işte bu bilmeden inanmak için çırpınan kalabalıktır.
Demek hayat böyle iki adım ilerisi bile görülmeyen sisli ve yalpalı bir denizdi. Tesadüflerin oyuncağı olacak olduktan sonra ne diye bir irademiz vardı? Kullanamadıktan sonra göğsümüzü dolduran hisler ve kafamızda kımıldayan düşünceler neye yarardı? Yaşayışımıza ve etrafımıza şekil vermek arzusuyla dünyaya gelmekten ise hayatın ve muhitin verdiği şekli kolayca alacak kadar boş ve yumuşak olmak daha rahat, daha makul değil miydi?