Sait Faik’in kaleminden bal damlıyor sanki. Yazdıklarında samimi bir çay içimi, sıcak sohbet havası var. Keskin gözlemciliği de her defasında kendini gösteriyor. Yazdıklarında eskiye dair anılar, yaşamışlıklar da var. İstanbul insanlarını duru bir dille resmediyor ve zamana meydan okuyan hikâyeler böylece peyda olmuş oluyor.
En beğendiğim hikâye ise Kameriyeli Mezâr oldu, demeliyim. Hikâye ne hoş, hüzünlü bir romantiklik barındırıyor, en incesinden. Bunu geçtim ya, o martı yumurtalarını çalmaya ne demeli, haha? Acaba bu kendinin harbi harbi yapıyor olduğu bir şey mi? Eğer öyleyse, ne serüven verici anlardır onlar, kim bilir!