Doğrusunu isterseniz basit bir anlatımı vardı. Bir çocuğun anlayabileceği düzeyde yazıldığı için sayfaları çok hızlı geçtim. Ana mantık ise kendimizle dört anlaşma (iyi konuş, kişisel algılama, varsayımda bulunma, yapabildiğinin en iyisini yap) yapmamız, eski anlaşmaları bırakmamız ve yeniden doğmamızla ilgili. Hayatı yaşayabilmek için de ustalıklara (farkındalık, dönüş, niyet) sahip olmamız gerektiğini aktarıyor. Kurban, yargıç ve suçlu üçlemi ise bizim kendi iç dünyamızı betimliyor.
Yani diyor ki son Toltek’imiz Miguel, sana dikte edilen anlaşmaları boz. Bir çocuk saflığına bürün ama bu defa bilgelik olsun hamurunda. Önce farkındalık kazan, sonra bu dört anlaşmayla dönüşümü başlat ve artık “erdemvâri” niyetlerin olsun. İşte dünyanı böyle cennete çevirirsin.
Teoride iyi ve hoş ama pratikte söylediği şeyleri yapmak hem oldukça zor, hem de fazla bencilce geldi bana.
Bu kitap TTK'nın genel okuyucu kitlesi için hazırlanmış, tamamen halk diline indirgenerek Enver Paşa'nın Balkan Harbi ve 1. Dünya Savaşı Dönemi'ni anlatmaktadır. Çok kısaltılmış ve sonuca bağlanmıştır. Yazarı Mustafa Çolak zaten Enver Paşa hakkında çalışmaktadır. Genel kültür olarak okunması muhteşem olur. Fakat bir tarihçiyseniz veya tarihi derinlemesine seviyorsanız çok eksik ve basit kaçacaktır. Başta da dediğim gibi "genel okuyucu dizisi" altında cumhuriyetin 100. yılına özel yayınlanmıştır.
Kitaptan bir alıntıyla başlıyorum.
"Okumalısın, çünkü felsefe tüm bilim dallarının ana kaynağı. İşimize geldiğinde felsefenin damarlarını koparıp, işimize geldiğinde kullanmak çok etik değil. Objektif olmak için nötr olmalısınız. Bilimin en üst mertebe olduğuna inanmak da bir tür bağnazlık değil mi. Nötr olmadan bilim yapılamaz." sayfa 318
Her sayfasından eşsiz kadim bilgileri hatırlatan muhteşem bir eser. Mavi Küre Dünya gezegeninin ilk sakinlerini, ilk bilinirliğini anlatıyor değerli yazarlarımız. Mitolojilerden-dinlere, dinlerden-tarihe uzanan bir yolculuk bekliyor.
Pek tabii şunu söylemem gerekir: Bilgi hüzmeniz içerisinde biraz mistik ve biraz da semavî okumalarınız varsa kitabı anlamanız kolaylaşacaktır.
Yazarlarımız Ece Özbaş ve Atilla Ağırbaş farklı bir dille karşılıyor okurları: ATEŞ DİLİ.
Günümüzde yaşayan Milan ve Miray başrolleri paylaşıyorlar. Bir arkeoloji çalışmasıyla başlayan bu süreçte ân'a ulaşmak için dünü hatırlamaları gerekiyor. Biz de köklerine kadar inerlerken eşlik ediyoruz. İncil bağırıyor bazen, bazen Tevrat ve bazen Kur'an susmuyor. Zerdüştleri bastırmak ne mümkün? Hepsi yaratımı anlatıyor.
Adımı görmekle en büyük mutluluk duyduğum yer oldu, sayfa 378. Çünkü, ben de kadim bir ize rastladım ve bunu Gizli Kabile'nin doğuşuna borçluyum. İpek Övgü'den birkaç dizin not var bu kitaba:
"Yeryüzünde mahzenler var
Mahzenlerin içinde mabetler
Ölüler için mezarlar var
Mezarların içinde diriler
Belki tekrar hayata dönecek
Tanrılar da belki bir gün ölecek."
Tavşan Besleyene Kılavuz - diyorum. Bu kitap bir başyapıt diyorum. Böyle bir felsefe yok-yok! Hem bir çocuğun kalbine, hem bir yetişkinin aklına hitap eden o muhteşem eser.
şiirsel anlatımıyla “bir ben vardır; benden içre” deyiminin aktarıldığı kitaptır. oruç baba, bize; ben ve benliğim, diyerek bir “yengeç” tasviri yapıyor. ilk seksen-doksan sayfasında benliğini, yengeç olarak betimliyor.
kendi içsel savaşında, özgürlüğün boyutlarına ve benliğin içine/dışına çıktıkça ben-lik ne kalıyor? diyor.
yaptığım eylemleri, ben yapıyorum. istemeden yaptığım eylemleri de, ben yapıyorum. o zaman neden “istemeden” yaptığımı iddia ediyorum? diyor. çok şeyler anlatıyor oruç baba. cümlelerinin içinde kaybolup, gidiyorsunuz. o da - bunu istiyor. sonra tekrar benliğin içinde ben-ini buluyor.
kendi yolculuğuna, bizi eşlik ettiriyor. Benlik