Oya Kaya

Oya Kaya
@oyaogretmen
@bidünyakitapgrubu
Babaanne-Anne-Öğretmen
Yüksek lisans
İstanbul
Bursa, 14 Kasım 1973
1218 okur puanı
Ağustos 2020 tarihinde katıldı
Şu anda okuduğu kitap
10/10
·404 syf.··
Beğendi
·
2025 66. kitabı
·
6 günde okudu
·
Okunma: 17 Mayıs 2025 18:32
"Duyguların tarihini yazıyorum… Ruhun tarihini… Savaşın ya da devletin tarihini, kahramanların yaşam öykülerini değil, sıradan yaşamın içinden muazzam bir olayın epik derinliğine, Büyük Tarih' e fırlatılmış küçük insanın hayatını." Svetlana Aleksiyeviç’in Kadın Yok Savaşın Yüzünde kitabını okurken şunu hissettim: Biz savaşı hep erkeklerin diliyle öğrenmişiz. Cephe, zafer, kahramanlık, madalya… Oysa bu kitapta savaş; kanın, gözyaşının ve susturulmuş kadın çığlığının içinden anlatılıyor. Aleksiyeviç’in yaptığı şey bir tarih yazmak değil; bir hafıza kazısı yapmak. Resmî anlatıların dışına düşmüş kadınların sesini tek tek bulup çıkarıyor. Hemşireler, keskin nişancılar, telsizciler, aşçılar… Hepsi genç kız aslında. Saçlarına kurdele takacak yaşta, birdenbire üniforma giymek zorunda kalan kızlar. Onların anlattıklarıyla anlıyorum ki savaşın yüzü gerçekten kadın değil; çünkü savaş kadınla bağdaşmıyor. Kadın yaşatmak isterken, savaş öldürmeye zorluyor. Kitabı okurken en çok içimi acıtan şey, kadınların savaş bittikten sonra da savaşmaya devam etmeleri oldu. Cepheden döndüklerinde kahraman değil, “fazla yaşamış”, “fazla görmüş” kadınlar olarak karşılanmaları… Susturulmaları… Erkek askerler madalya ile onurlandırılırken, kadınların hatıralarının utanç gibi saklanması… Bu haksızlık, savaşın kendisi kadar yaralayıcı. Yazar'ın dili çok sade ama bir o kadar ağır. Röportajlardan oluşmasına rağmen metin kuru değil; tam tersine, her cümle bir insanın kalp atışı gibi. Okurken bazen bir annenin ağzından çocuğuna duyduğu özlemi, bazen bir genç kızın ilk kez öldürdüğü insanın yüzünü unutamamasını dinliyorum. Savaşın istatistiklerden ibaret olmadığını, her sayının bir hayat olduğunu bu kitapla daha derinden anlıyorum. Benim için bu kitap, savaşı değil kadını anlatıyor. Kadının
Kadın Yok Savaşın YüzündeSvetlana Aleksiyeviç · Kafka Yayınları · 20161,319 okunma
“Kötü bir anıyı unutmanın en iyi yolu güzel bir tanesiyle değişmektir.”
9/10
·662 syf.··
Beğendi
·
2026 8. kitabı
·
11 günde okudu
·
Okunma: 15 Ocak 2026 09:17
“İnsan toplumları arasındaki büyük farklılıkların nedeni, insanların kendileri değil; içinde yaşadıkları çevrelerdir.” Bu kitabı okurken kendimi gerçekten mutlu bir okur olarak hissettim. Tüfek, Mikrop ve Çelik; dünyadaki eşitsizliklere dair kafamda uzun zamandır dolaşan sorulara sade ama son derece güçlü cevaplar verdi. Yazar, insanlık tarihini alışılmış ezberlerin dışına çıkararak ele alıyor ve okuyucuyu derin bir düşünme yolculuğuna davet ediyor. Kitabın ana teması, toplumlar arasındaki gelişmişlik farklarının ırk, zeka ya da kültürel üstünlükle değil; coğrafi koşullar, tarımın erken başlaması, evcilleştirilebilir hayvanlar, mikroplar ve teknolojik birikimle açıklanabileceği fikri üzerine kuruludur. Bu yaklaşım, tarihe bakışımı kökten değiştirdi. Özellikle mikropların, tüfek ve çelik kadar belirleyici bir güç olması kitabın en çarpıcı yönlerinden biridir. Bu kitabın mutlaka okunması gerektiğini düşünmemin nedeni; okuyucuyu yargılayan değil, anlayan bir tarih anlatısı sunmasıdır. İnsanlığı üstün ve geri kalmış şeklinde ayırmak yerine, şartların ve fırsatların belirleyiciliğini gösteriyor olmasıdır. Bu da kitabı yalnızca tarih meraklıları için değil, dünyayı daha adil ve bilinçli okumak isteyen herkes için değerli kılıyor. Kitabı beğendim. Takdir sizlerin. Keyifli okumalar dilerim.
Tüfek, Mikrop ve ÇelikJared Diamond · Tübitak Yayınları · 20169,5bin okunma
10/10
·293 syf.··
Beğendi
·
2025 105. kitabı
·
6 günde okudu
·
Okunma: 24 Temmuz 2025 00:23
"Çocuğu onun için dünyadaki en güzel sanat eseri: Ne geçmişte, ne de gelecekte, herhangi bir yerde, ondan daha mükemmel bir şey olamaz." Hamnet’i okurken kelimelerin bana dokunuşunu derinden hissettim. Bu kitap, yalnızca Shakespeare’in oğlu Hamnet’in hikâyesi değil; kaybın, sevginin ve yası taşımanın hikâyesiydi. Ama en çok da, dünyadaki en büyük acının –evlat acısının– hikâyesiydi. İnsan, sevdiği herkesin yokluğuyla yaralanabilir; fakat bir anne ya da baba için çocuğunu kaybetmek, kalbin en derin yerinde hiç kapanmayacak bir yara açar. Anne Agnes’in oğluna olan sevgisi, onu koruma çabası, ölüm karşısındaki çaresizliği beni en çok etkileyen bölümlerden biriydi. Elini bırakmak istememesi… Sanki o eli bırakırsa her şey bitecekmiş gibi hissetmesi… Bu satırlarda durup nefes almak zorunda kaldım. Çünkü bir anne için o el, dünyadaki bütün bağların en güçlüsüdür. Onu kaybetmek, nefesi kesen bir boşluğa düşmektir. Shakespeare’in (romanda adı hiç geçmese de) sahnelerin büyüsü uğruna evinden uzak oluşu ise yüreğimde başka bir sızı bıraktı. Sevgi ile mesafe arasındaki o ince çizgi… Bazen sevdiğin insanın varlığı bile yetmiyor; yanında olmasını istiyorsun. Hamnet’in ölümüne zamanında yetişememesi, “Acaba orada olsaydı her şey farklı olur muydu?” sorusunu defalarca sordurdu bana. Kitap boyunca yasın sessizliğini hissettim. Gürültülü, bağıran bir acı değil bu; duvarların içine sinmiş, odaların boşluğunda yankılanan bir hüzün. Eşyaların yerinde durması, seslerin kaybolması… Yazar bunu öyle ince detaylarla anlatmış ki, kendimi o evde dolaşırken buldum. O sessizliğin içinde, en ağır yankı, evladını kaybeden bir annenin sessiz çığlığıydı. Sonunda Hamnet’in hikâyesi bir oyuna dönüşüyor: Hamlet. Bu noktada anladım ki, bazen acı tamamen geçmiyor, sadece biçim değiştiriyor. Sanat, bu
HamnetMaggie O'Farrell · Domingo Yayınevi · 20249,4bin okunma
Puan vermedi·400 syf.··
Beğendi
·
2025 44. kitabı
·
20 günde okudu
·
Okunma: 14 Mart 2025 02:13
"Hayat, yaşadığımız şey değildir; hayat, yaşadığımızı hayal ettiğimiz şeydir..." Sevgili kitap, Nicedir senin gibisini okumamıştım. Bıraksam mı, bitirsem mi derken iki kez okudum ama yine de tam anlamıyla çözüp çözmediğimi bilemiyorum… Beni düşündüren, zorlayan, içine çeken ve bırakmayan bir kitaptın. Her satırında hayata dair sorgulamalarla boğuştum, hislerimin derinliklerinde kayboldum ve nihayetinde ölümle yüzleşmek zorunda kaldım. Olay örgün muazzam, ama ağır bir tempoda ilerleyerek bazı düşünceleri tekrar tekrar işlemenden dolayı zaman zaman yorulduğumu da hissettim. Bu kitap, bireysel olarak kendimi sorgulamama, edebi ve felsefi açıdan düşüncelerimi derinleştirmeme sebep oldu. Varoluşumun kazançlarını ve yok oluşumun kayıplarını bir pencere gibi açıp önüme serdin. Ve bunu yaparken beni yalnızca düşünmeye değil, hissetmeye de zorladın. Kitap boyunca Portekiz’in tarihi, mekânları ve atmosferi beni adeta içine çekti. O kadar etkileyici anlatılmış ki, gidip oraları yerinde görmek isteği içime düştü. Belki bir gün, bir köşeye oturup bu kitabı Lizbon’da yeniden okurum. Bu kitabı okurken elimden bırakmak istemesemde; bir cümlede saatlerce takılıp kaldığım anlar oldu. Yine de okumaya devam ettikçe insanlık için küçük ama benim için büyük keşiflerle dolu bir yolculuğa çıktım. Öyle bir kitap ki, sadece okuyup geçmek yetmez; derinlemesine incelenmeli, üzerinde düşünülmeli. Okuyup bitirdiğimde kendimi bir seviye daha yukarı taşıdığımı hissettim ve bu benim için büyük bir kazanım. Bu kitabın konusu hayat… Bu yüzden özet geçmek istemiyorum. Çünkü bu kitap anlatılmaz, yaşanır. Kendine güvenen okurlara sadece şunu söyleyebilirim: Buyurun, okuyun ve hissetmeye cesaret edin.
Lizbon'a Gece TreniPascal Mercier · Kırmızı Kedi Yayınevi · 20122,185 okunma
10/10
·704 syf.··
Beğendi
·
2024 205. kitabı
·
12 günde okudu
·
Okunma: 20 Ekim 2024 20:25
·
"Dünyada herkesten çok kendini sev, çünkü dünyada her şey kişisel çıkara dayalıdır." Sen kim Dostoyevski'nin bir romanına inceleme yazmak kim? Hele ki bir numaralı dünya klasiğine... Her okumamda beni benden alan kitap. Dostoyevski külliyatı bittikten sonra, her kitabı (en az iki-üç kez) okuduktan sonra yazmaya karar verdim. Suç ve cezanın her açıdan değerlendirildiği bu şaheseri her okuduğumda daha çok dünya görüşümde aydınlanma olduğunu hissediyorum. Ayrıca okuma yaşım ve yaşanmışlıklarım neticesinde bana kattıkları ile hayatıma devam etmekten mutluluk duyuyorum. Gelelim kitabımıza; öyle bir suç işleyin ki; adalet sisteminin verdiği ceza kafi olmasın. İşte tam burda yüce Dostoyevski'nin kalemi devreye giriyor. Suçlunun gelmişi, geçmişi, çevresindeki olay ve karakterlerle; suçlunun itiraf sürecine kadar yaşadığı vicdan muhasebesi ve en yakınlarının bile kuşkusunu her an yaşıyorsunuz. Ayrıca empati kurarak, şimdiki dönemi de adalet ve toplumsal açıdan irdeliyorsunuz. Bu nedenledir ki; "Suç ve Ceza; her dönem okunması gereken özel ve nadir bir kitaptır. Okurken her olay ve karakter neden ve niçini ile birbiriyle bağlı. Suç o kadar büyük ki; karşılığındaki ceza devede kulak. Ancak Dostoyevski kitaplarının bana gösterdiği, karakter ve olay ne kadar kötü olursa olsun burada hiç bir zaman karakterleri suçlayamıyorum. Oysa ki o dönem için idam olacak bir ceza karşısında bile verilen cezayı ağır buldum. Yazar, karakterlerin iç dünyasını bizlere anlatırken kurgu ve zaman içinde en kötü, çirkin ve hatta vahşi karakter dahi affedilebilecek duruma geliyor. Raskolnikov’un hayatını okurken suçun ağırlığından çok karakterin yaşadığı psikolojik baskı ve vicdan azabı henüz ceza almadan dahi işkence haline geliyor. Dünya'nın tüm sorunları bu kitapta bizlere iletilirken, hiç mi
Suç ve CezaFyodor Dostoyevski · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 2025194,2bin okunma