Her şey bu cıva yüzünden başladı zaten. Irmaklarda, göllerde, derelerde cıva oranını ölçerken başladı sanrı görmelerim. Oranlar her yerde çok yüksekti, balıklar ölüyordu, çocuklarda sedefimsi hastalıklar görülüyordu. Hükümet ise bu olayların hiçbir şeyle ilintili olmadığını savunuyordu.
Tek başıma bir kampanya başlattım. Hani gazetelerde okursunuz ya, kadının biraz kafadan kontak ama zararsız olduğu ifade edilir. Nasıl olsa işin ucunu bırakacağınızı, yaşlanacağınızı, bıkıp usanacağınızı düşünürler. İşin ucunu bırakmadım.
Bütün bunların bana olan bedeli yüksekti. Sık sık bunalıma giriyor, ödediğim bedelin çok fazla olduğunu düşünüyordum. İşin kötü yanı şu: çoğunluk edilgen ve bananeci oldu mu, benim gibi sıradan kişiler dertlerini anlatabilmek için çok ileri gitmek, hayatlarını kaydırmak, alay konusu olmak zorunda kalıyorlar. Evimde, kendi eşyalarımın arasında oturacağıma, su kirliliği taşıyan bir ırmağın kıyısında kamp kurmayı yeğlediğime mi inanıyorlardı gerçekten?
İnsanlar her şeye inanır.
Galiba doğru olandan başka her şeye.