“insanın ağrısı, sancısı olduğunda hiç olmazsa bağırabilirdi, ama o sürekli olarak trajik bir biçimde komedi oynamak zorundaydı. Sinirleri yay gibi gerilmişken gülümsemesi, neşeli görünmesi gerekiyordu, bu sahte neşenin ne çabalara mal olduğunu, kendine hakim olmak için her gün nasıl kahramanca bir güç harcadığını kimseler anlamıyordu.”
Sana sadece birdenbire aşka düşen bir oğlanın ve diğerlerinin hikayesini anlatmak istedim. Ancak akşam saatlerinde anlatılan hikayelerin hepsi bu şekilde hüznün sessiz sokağına girer. Alacakaranlık onun üzerine perdelerini örter, akşama kadar yas tutan bütün acıların üzerine yıldızlar uzanır, kanlarına bir karanlık çöker ve bütün aydınlık ve renkli kelimeler o kadar dolu ve o kadar ağır olur ki, sanki hepsi bizim hayatımızdan çıkıp gelmiş gibi görünür.
şafak vakti kanatlanmış bir yürekle uyanmak ve minnet duymak yine aşkla dolu yeni güne; öğleyin dinlenmek ve aşkın vecdini düşünmek derin derin; akşamleyin eve şükran dolup taşarak dönmek; sonra da uyumak yüreğinizde sevgiliye bir dua ve dudaklarınızda bir övgü şarkısıyla.