(Rüya) (Lilith bir masada takım elbiseli bir adamla konuşuyordu. Adam bütün statüsüne ve konumuna rağmen ayakta duruyordu. Lilith ise oturuyor adamla dalga geçiyordu.) Adam: Ailemi bağışla Sana ne zararımız var ? Lilith:Benle ilgili bir durum yok Eğer olsaydı şuan yaşıyor olmazdın Hatta sadece sen değil Kesimin zararlı senin Orda burda “ayrım yapmak kötüdür hepimiz biriz” diye çığırır örnek insanlar olduğunuzu idda edersiniz Oysa bütün dümen nezaketinizle - Şık Dinazorlar olarak ayrım yaptığınızı sızdırmadığınızı zannedip- gelir seviyesine göre insanları sınıflandırır sizden az kazananları -küçük- görür tepeden bakarsınız. Oysa küçük gördüklerinizin çok azı insan olabilmiştir siz ise yalnızca - Nezaketi bütün-Leş kargalarısınız - En iyinizin kokain kadar beyaz olduğuna eminim. Manevi meselelerin birini ele aldım sadece maddi meselelere girmeyeceğim. Neye sahip olduğunuzla ilgilenmiyorum Sonuçta en kralınız da bir karış toprağın altına girecek. Ayrıca ben ne ekonomi profesörüyüm ne lüks köpeğiyim ne de bir koministim Ben katillerin en güzeli ve en haklısıyım Söylesene “Zalim Kadın” diye baktığınız şeytan ben miyim yoksa sizler misiniz ? (Adam tedirgin oldu Lilith ise gülerek) Adam: Ba(Lilith sözünü kesti) Lilith:İnsan ayırmadan alayınızın kurşuna dizilmesi gerektiğini düşünüyorum. Böylelikle dünya bir nebze de olsa lanetinden arınır Ve bende ömürlük sevgilimle kaybolurum şöyle bilinmezlere doğru Adam: Bu husumetin sebebi ne ? Çekemediğin için mi ?
Edebiyat
Öyle bir devir gelecek ki; Mal cimrilerin, Kılıç korkakların, Ve Kalem cahillerin elinde olacak. Hz. Ali
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Türk Dili ve Edebiyatı bölümünü bıraktığıma pişman değilim.
Herkesin ailesinin maddi durumu iyi değil. Benim ki de öyle. Burası Avrupa değil. Kirada kalmak için bile asgari ücretli olarak ek maaş gerekebilir. Öğrenciler tek maaşla hem okuyup hem çalışarak bir evde kalamaz. Ancak birkaç kişi ev tutarsa ortak kiraya çıkar ve çalışırlar. Onda bile para her şeye yetmez. Devir değişti. Bu çağın insanları sürünmek değil, yaşamak istiyor. Aklı çalışmayan anlamaz. Doğru söylüyorlar. Ben kendime yeni kıyafetler üniversitede alamadım.Eski üniversitemde mesela yemekhanedeki yemekler o kadar kötüydü ki aç kalıyordum. Devletin verdiği üç kuruş burstu. Bursu krediye çevirip kullanmaya başladım. Halam bana para verirdi. Annem bana para verirdi. Ama asla yetmezdi. Aldığım para 4 bin bile değildi. Yurt kirası, telefon faturası ve aç kalınca dışarıdan yenen yemekler. Eğitim kitapları. Ben dışarıda keyfi harcama genelde yapamazdım. Yol ücreti falan derken zaten sıkışırdım.Sürekli borçlanırdım. Onu ödemekle uğraşırdım. Kesinlikle devlet öğrencileri adam yerine koymuyor. Ama çözüm okulu bırakmak değil. Ben mesela açıköğretime en son geçtim maddi sorunlardan dolayı. Aile evinde kalıyorum artık. Eski bölümü bıraktım maalesef. Yemeğim evde, kıyafetim evden. Tek sorun ders ödemesi. Onu da güç bela ödüyoruz. Mesela şu an dışarıda işe girsem ancak böyle hem çalışıp okuyabilirim. Başka türlü örgün öğretimde hem okuyup hem çalışmak zor.
1000Kitap
olmamasına razıyım. oluyormuş gibi olmasın yeter. elinizden geleni yapdıkdan sonra , hala da olmuyorsa , o zaman ayağınızdan geleni yapın: gitmek gibi mesela. dayanılmaz olan aslında yaşam değil, insanlarmış. " pek çok şeyin bambaşka olmasını isterdim.. güzel bir dilekti, belki düzgünce dileseydim.. benim yalnızlığım insanlarla dolu.. bir hedef var, ama yol yok; bizim yol dediğimiz şey, bir duraksama anı. en iyiyi ararken, iyiyi kaybediyorsunuz. "sein" sözcüğü almancada iki anlama gelir:"var olmak" ve "onun olmak." dışarıya kapanmak esasen içeriye açılmaktır. huzur mu istiyorsun? az eşya, az insan.. kendine bir engel arayarak vaktini boşa harcama. belki de hiç engel yoktur "kör bir kuş gibi. nerede sert bir duvar var oraya çarpıyorsun."
Ulu Hakan’a Arz-ı Hâl
Sen gittin, öksüz kaldı koca bir coğrafya, Çakallarla sarıldı her köşede önümüz. Satıldı parça parça asırlık o harita, Öyle bir devir ki bu, belirsiz yönümüz. Kurt postu giyen hain, her tarafta kol gezer, Kimin kimin uşağı olduğu bilinmez oldu... 🇹🇷🌹🇹🇷 Kudüs’ün gözü yaşlı, Siyonist bağrını ezer, Gittiğin günden beri Filistin gülmez oldu. Suriye duman duman, kan ağlıyor şehirler, Doğu Türkistan’ımda dinmiyor işkenceler. Seni mumla arıyor, kuruyan o nehirler, Gündüzü esir aldı, bitmek bilmez geceler. 🇹🇷🌹🇹🇷 Sen ki Nebi incinmesin, ruhu muazzep olmasın diye, Demiryolu rayına "Keçe serilsin!" dedin. Ümmetin her derdini aldın cana hediye, Mübarek topraklara hürmeti can eyledin. Şimdiyse Kâbe resmi, gökdelenler gölgesi, Kâfirin arzusuyla şehirler yükselttiler. Unutuldu Hakan’ım, o incelik, o nefes, Mukaddes emaneti maddiyatla örttiler. 🇹🇷🌹🇹🇷 Dört bir yanımız feryat, her yanımız hicran, Toprak utandı bugün, bayrak boynunu büktü. Yarım kaldı bıraktığın o büyük, kutsal devran, Seninle koca bir asır, tarih önünde çöktü. Uyan Ulu Hakan’ım, bak ümmetin haline, Sen gittin gideli, coğrafyamız yetim kaldı...
AYNA GÜNEŞİ İNCİTMESİN!..
İmam-ı Rabbânî (r.a) Mektubat'tan "Melikin atiyyelerini ancak matıyyeleri taşır." Size de böyle olmuş mudur bilmem: Namaza başladığım ilk dönemlerde kendimle şu "al-ver"i çok yaşardım: "Şu hayatına bak, amellerine bak, arkadaşlıklarına bak. Şu boş sohbetlerine, kemliklerine, serseriliklerine bak. Şu, şu, şu... Bak, bak, bak..." En nihayet bu "al-ver"ler sonunda kendimi "namaz kılmaya layık olmaktan" öyle uzak görürdüm ki seccadeyi bırakırdım. Derdim: "Namaz kılmak için onu kılmaya lâyık bir hayat yaşamak lâzım. Sende böyle bir hayat yok. Kusurun bini bir para. O hâlde beynamazlığa devam." Elbette bugünden bakınca yaşadığımın bir "şeytan hilesi" olduğunu farkediyorum. (Elhamdülillah.) Çünkü buna ayılabiliyorum: Allah'a ibadet etmek, benim ibadet etmeye layık olmamla değil, Onun ibadet edilmeye lâyık olmasıyla ilgilidir. Allah Allah'tır. Ve dahi Rahman'dır, Rahîm'dir, Kerîm'dir, Rabbü'l-Âlemîn'dir. Tabiî ki koşulsuz ibadete lâyık olandır. Şükrüm Rabliğinin hakkıdır. Hukukullahtır. Ben ister öyle olayım, ister böyle, ister daha başka bir şekilde, bu beni ibadet etme ihtiyacımdan/borcumdan kurtarmaz. Çünkü Allah'ın Allahlığı değişmez. İltifatın sahibi ister bülbül olsun, ister karga, ister çekirge, gülün iltifatı haketmesi önemlidir. Gülün güzelliği gül yüzünde durdukça iltifatı da sesten sese bürünüp ona ulaşır. Ulaşmalıdır. Sesin çirkinliği gülün haketmişliğine zarar vermez. Kıbleyi göstermek parmağı kıble etmez. [...] Efendim, şöyle-böyle İslâmî konularda konuşmayı-yazmayı bir vazife olarak edinen herkesin, eğer haddini bilen birisiyse, şöyle bir vesveseye düştüğü olur: **Bir yanına kirli hayatını koyar. Diğer yanına hakkında kelâm edeceği hakikatlerin pir u pâklığını yerleştirir. Ve kara kara düşünmeye başlar: "Benim haddim mi bunlar hakkında söz
Tefekkürât