Üstadım, "otuz yaşıma kadar biraz fazla bohem hayatına dalmışımdır" dedikten sonra, Erkekçe muhabiri "Fransa'da bulunduğunuz yıllar için böyle bir değerlendirmeniz var yanılmıyorsak" diyor ve cevabını alıyor: "Evet, öyle bir devrim var... Ama o devirden sonra birçok şeyimi borçlu olduğum bir büyük zata intisabettim; ondan sonraki istikametim ayrıdır... Ben Fransa'da aylarca-mevsimlerce güneş yüzü görmedim desem yalan olmaz... Geceleri uyumazdım... O devir kapandı... Öyle haşarı bir tablo...”
Sayfa 351 - Ağustos 1994, “BU ASRIN SAHİBİSİNİZ!...”, Yevmiye: Fransa'da Bohem Yılları
Üstad Necip Fazıl Kısakürek
Hiçbir şeyin yetmediği insana kitap yeter mi?
Şimdi gelse bir peygamber o daha ağzını açarken birisi tükürük elde etek belde devrin en hikmeti ve güven dolu sözünü söyleyiverir bugünün soru Soran insanının sorusunu şu hikmetli sorusunu sorar ne diyorsun sen kime göre neye göre? Ya peygamberliğin de zamanı var öyle firavunun yılana çevirdiği asa ile cebelleştirsin de bütün bir geçmişin ve kainatın Harun’un diline Davut’un sesine Eyüp’ün kabuklarına Yakup’un gözyaşlarınım içine baka baka kime göre diyen devir canlısına ne diyebilirsin?
“Yeterince kitabın var” diyenlere cevabımız hazır.
SÂHESER - ŞAH ESER...
Salih Mirzabeyoğlu‘nun şiirlerini topladığı eseri… O’nun fikri gibi şiiri de kendine mahsus ve derindir. 1988 tarihli bir örnek: DEVR-İ DÂİM [*] Bu soğuk tırmalıyor uyuyan duyguları Sigaramın dumanı kardan adam çekici Geçit resminde biri çarçabuk deldi zarı Demir atmış gemiden firâr eden o genci Yükünden tanıyorum sırtındaydı mezârı Belli ayak izinden benim garîb gemici *** Daldım siyâh geceye gezdim suda âvâre Buz kesen derinlerde terledim devir devir Hırsızca süzülürken deliklerde bir fâre Fasıla nişânları ben talimde çilingir Ayazda ıslık oldum ufuktaydı hep çâre Fikir kesildi kadın gizli gizli misafir *** O öyle bir mevsim ki zehir zıkkımdı pekmez Ağlamak şimdi müşkül unutmak henüz erken Üstüm başım kan revân ne yan ne yön ne merkez Sen dön artık gemici düşmeyeyim titrerken Malûm şifâlar ağır oysa belâlar tez tez Derdim başımdan aşkın kapıyı çek giderken!
KAYAN YILDIZ SIRRI -Şâh Eser – Şâheser-I-, 17 Temmuz 2011, Çarpıcı Kitap·Kitabı okuyor
Deneme, İnceleme
Kendi kendime dedim ki: "Manevî hastalık ortalığı sarmış, doktorlar hastalanmış, insanlar uçurumun kenarına kadar gelmişler; bu saatten sonra uzlet ve halvet senin neyine yarar?" Sonra şöyle dedim: "Karanlığa karşı koymak ve ümmetin tasasını gidermek için ne zaman harekete geçeceksin? Devir fetret devri, devir bâtıl devri. Halkı tuttukları yolları terk edip hakka tabi olmaya çağırsan sana topyekûn düşman olurlar. Onlarla nasıl baş edecek, nasıl birlikte yaşayacaksın? Bu iş ancak uygun zamanda ve güçlü, dindar bir sultanın desteğiyle başarılır." ​Böylece Allah'la aramda "inzivaya devam etme" bahanesine sığındım. Hakkı izhar etmeye gücümün yetmeyeceğini, zamanın şartlarının buna elvermediğini mazeret gösterdim. ​Fakat takdiri ilahî öyle gelişti ki, zamanın sultanının arzusunu , dışarıdan değil, kendi içinden harekete geçirdi ve Sultan, bu fitneyi çözmem için Nişabur'a gitmemi emretti.
Sayfa 106·Kitabı okudu
Korkuyorum! Devir öyle kötü bir devir ki! Her şey parçalanıp sarsılıyor... yaşam çalkalanıyor!..
Sayfa 49·Kitabı okudu
Alıntı
"... Pek güzel bilirsiniz ki, sultanlarla halifelerle yönetilmiş ve yönetilmekte olan ülkelerde, vatan için, mil-let için en büyük tehlike, sultanların ve halifelerin düş-manlar tarafından satın alınmalarıdır. Bu, ekseriya ko-laylıkla sağlanmıştır." Ve bir yer gelir, 1923'teki konuşmasında, emperyalizmin Osmanlı mülkünü nasıl çökertip teslim aldığını ne güzel anlatır: "... Böyle yönetilen ve egemenlikten vazgeçen bir milletin âkıbeti elbette felakettir. Elbette musibettir. (...) Osmanlı Devleti, gerçekte ve fiilen bağımsızlıktan yok-sun bir duruma getirilmişti. Öyle ya, bir devlet ki kendi uyruklarına saldığı vergiyi yabancılara salamaz. Gümrük işlemlerini, resimlerini, memleketin gereksinmelerine göre düzenlemekten uzaktır. Ve bir devlet ki, yabancılar üzerinde yargılama hakkını uygulayamaz. Böyle bir devlete elbette bağımsız denilemez. Devletin ve milletin hayatına yapılan müdahaleler yalnız bu kadar değildi, daha fazlaydı. Doğrudan doğruya milletin hayati gereksinmelerinden olan, sözgelişi demiryolu yapmak için, fabrika yapmak için, her şey yapmak için devlet serbest değildi. Mutlaka müdahale vardı. Şu halde ha yatını sağlamaktan yasaklanmış bir devlet bağımsız olabilir mi? Arz ettiğim gibi gerçekte devlet istiklâlini çoktan kaybetmişti ve Osmanlı ülkesi ecnebilerin bir sö-mürgesinden başka bir şey değildi ve Osmanlı halkı içindeki Türk milleti de tamamiyle tutsak bir duruma getirilmişti. Bu sonuç, arz ettiğim gibi, milletin kendi egemenliğine ve kendi yönetimine sahip bulunmamasından ve bu irade ve egemenliğin şunun bunun tarafından kullanılagelmiş olmasından doğuyordu. O halde kesinlikle diyebiliriz ki, biz milli bir devir yaşamıyorduk ve milli bir tarihe sahip değildik." 'Atatürk milliyetçiliği'ni, ya ırksal, ya da 'soğuk savaşçı bir çerçeve içine sokmaya
Sayfa 92
Alıntı