cursed servants of the deep sea.
she came from the ocean, this wild girl from the sea, her hair flowing southwards, she walked towards her. a west to east smile, with eyes steely grey, like a storm in the distance, rolling in from the bay. they’re kissed with the sunrise, made love when it set, a promise by moonlight, came dawn, their regret. he left for the ocean, this boy from the land, his spirit soars northward, his heart in her hands. -by Michael Faudet binlerce korsan hikayesi okumuştu annem bana. hepsinde şan ve şöhret peşinde iğrenç yaratıklar idi korsanlar. hiç kendi özgürlüğü ve hayatı için yola çıkan bir gemiden bahsetmemişti. ama Övgü bizlere öyle güzel bir evren ile bahsetmiş ki kendinizi altıncıları olarak düşlemeden duramıyorsunuz. kitap için yaptığım playlistim, open.spotify.com/playlist/1A4916... iyi okumalar yoldaş. yolunun, uçsuz bucaksız denizin ‘kara göründü’ sözleriyle bitmesidir dileğim. iletinin konusu olan kitap, Hainin Mührü. Övgü Deveci Safi en yakın zamanda inceleme yazacağım aklımda ve dilimin ucunda bu eser için dile getirmem gereken binlerce kelime var çünkü.
Geçmişi kıskanır mı insan? Hem de öyle bir kıskanır ki. Deep Purple - Child In Time youtu.be/4wAPTsjhrjM?si=...
Reklam
Deep Sea
Bak hava aydınlanıyor. Biliyorum, bazen dünya gri görünüyor. Rüya kadar renkli değil ama öyle olsa bile seni bekleyen bir aydınlık vardır. Sadece birkaç dakika için bile olsa. Yaşamak için harcadığın o emeğe değer.
Film
Kitapta geçen bir konuydu, kurgu zannettim gerçek çıktı resmen.
18. yüzyıl ortaları. Avusturya-Macaristan’dayız. O dönem ülkenin başında Habsburg hanedanından Maria Theresa var. Her Avrupa sarayı gibi, Maria Theresa’nın sarayında da günaşırı türlü türlü eğlenceler oluyor. Bir gün, François Pelletier bir ilüzyon gösterisi düzenliyor. Mucit Wolfgang von Kempelen de gelenler arasında. Kempelen, seyirci olarak geldiği okazyondan, imparatoriçe ile konuştuktan sonra bir vaat vererek geri dönüyor: İmparatoriçe’ye, onun aklını alacak bir ilüzyon sunmak. Masal gibi başlıyor, değil mi? Öyle de devam ediyor zaten. Kempelen, 1770 yılında saray eşrafına muhteşem icadını tanıtıyor: Schachtürke. Ya da A Török. Ya da diğer adıyla, Türk. Adı bu icadın. Kendisi de bir robot. Çok spesifik olarak, satranç oynayan bir robot. Kempelen adıyla birlikte dizayn ediyor robotu. Seçmesinde bir espri yok, ancak tematik olarak satıyor. Robotunu o zaman mistik görülen Osmanlı kültürü içerisine buluyor. Görünüş olarak nargile içen, kavuklu, bıyıklı bir karakter Türk. Kempelen “bu bir robot, gerçek bir insan değil, ve hepinizi yenecek” dendiğinde, sene daha 1770. Dünya henüz bırakın robotları, seri üretimle tanışmamış. Hâliyle gülünüyor, ancak daha ilk şovunda, Türk hemen hemen her rakibini 30 dakika içerisinde mat ediyor. Dahası, görünüşte baya ahşap olan bu “şey”, o dönemin ünlü satranç oyuncularının bile zorluk çektiği “At Bulmacası”nı, yani At’ı alıp, bütün karelere basacak şekilde tüm tahtayı turlatmayı kolaylıkla başarıyor. Olay şu: Türk’ün dizaynı, bir göz yanılsaması. Yaklaşık 110 santim uzunluğunda, altmış santim kalınlığında ve yetmiş beş santim yükseklikte bir masası var. Bu masa, bir ilüzyonist titizliğiyle inşa edilmiş. Soldan açıldığında, içeride dişliler ve çarklar var gibi gözüküyor. Ancak işin esası, dişlilerin arkasında kırmızı bir yastık var.
Satranç Ustası Mekanik Türk
Savaş Bitti
var mı bilen başıma seni saranlar arasında adını mantık mı diyorlar idrak mısın hafıza mı sahici bir şeysen eğer söyle bakalım neydi sevgilinin koynuma kaçtığı tarih yıllardan hangisiydi hangi mevsimdeydik ayın kaçıydı koynummuş madem sevgilinin göz diktiği yer kaçmak için incecik ürperişli gölgesi cismime neden kıydı sor gücün sormaya yetiyorsa var mıymış gönlümü bin parçaya böldüğünün bir sebebi o yürek burkucu gençlik döngülerinde beni çark ettirişi ses çürütüp bağrımda böğrümden karaltı söktürüşü niyeymiş boynumun tan yerine amade kılındığı silkinişler türk ilinde fütur eylemeksizin la belle dame sans merci sancak açsın diye mi hatırla ikrar etmeye şayan bir hasıla var mı şimdi hani savaş patladığında sevdiğim kız koynundan senin artık çıkmam deyivermişti bunu bir fısıltı halinde çarçabuk ve yeminle söylemişti yeminle çünkü yemindi olduran olduracak olanı yemindi aşkın aşkla bakıştırıldığı sahra o gün bu gündür savaş denildiğinde zira yemin zamanlarından başka şey anlaşılmadı ant içildi ahdedildi edildi muharebe harbe girişin yemindi girildiyse nişanesi öldürdük demiştiler ve bakmışlardı rakama ne kadar yemin edildi o kadar kastedildi cana kimin fikriydi ölüm sınıfları açmak
Şiir
Deep sevdiğim bir insan beni öyle bir içime kırdı ki ben sadece sana gösterebiliyorum göz yaşımdan düşen inci tanelerini ...
Hayat ve İnsan
Reklam
Reklam