@ekremokumus571 ’un kaleme aldığı #güzelatlarülkesi - Bir Kapadokya Hikâyesi kitabının son sayfasını kapattığımda, kendimi uzun süre kitabın kahramanlarını ve o gizemli zamanları düşünürken buldum.
Hikaye beni o kadar derinden etkiledi ki, okumayı bitirir bitirmez internetten yeraltı şehirleri hakkında derin bir araştırmaya giriştim.
Yazarın ilmek ilmek işlediği anlatım tarzı gerçekten büyüleyiciydi.
Geçmiş ve günümüz arasında kurulan o ince köprü, kitaba muazzam bir akıcılık kazandırmış. Öyle ki okurken zaman kavramımı kaybettim; kendimi kah geçmişin gizemli yeraltı tünellerinde Petrus’un yanı başında, kah günümüzde Hasan’ın hayat mücadelesinin tam ortasında buldum.
Dilinin sadeliğine ve akıcılığına rağmen, taşıdığı duygusal yoğunluğu okuyucuya doğrudan aktarmayı başaran kalemi çok güçlüydü.
Yazarın ellerine, emeğine sağlık.
Spoiler içerir
Hasan, evlerinin altında tesadüfen gizemli bir tünel keşfediyor.
Durumu babasıyla beraber yetkililere bildirseler de araştırma yapılması için evlerini boşaltmak zorunda kalıyorlar ve Hasan’ın dedesinin yanına taşınıyorlar.
Ancak içindeki merakı dindiremeyen Hasan, eski evlerine geri dönüp yetkililerden tünel hakkında bilgi almak istiyor.
İşte her şey, orada bulunan kadim bir kitabın varlığını öğrenmesiyle başlıyor.
Yetkilinin anlattığı bu kitap, yeraltı şehrinde yaşamış olan Petrus’un kendi kaleminden dökülen sırları barındırıyor.
Hasan bu sayfaları araladıkça, o dönemin acılarına, umutlarına ve yaşanmışlıklarına bizzat tanıklık ediyor.
Kitabı okurken Petrus’un o sarsıcı son sahnesini, Hasan’ın dedesinin gençlik maceralarını ve dedesinin günlüğünü okurken hissettiği o derin duyguları adeta kalbimin en derininde hissettim.
Sayfaların arasında değil de, tam o tünellerin içinde, onlarla yan yanaymışım gibi bir his bıraktı