Bir çığlığın ardından doğdum
Birer feryadın sesinden
Senden aldığım gözlerim
Sadece sabrını taşıyor
Bakışlarım yüzünün karası
Soğuk sisli ve uzaktan
Buraya ait değilim hani, sadece çağırıldım
Büyürüm diye atılanım toprağa
Dışında çiçekler açarken köklenemeyen
Çiçektim ben dalına yabancı
Çiçektim büyüdüğü topraktan utanan
Anne, eğreti otuydum bahçenin
İstediğin rengi veremedim
Oysa ben baharda doğmadım mı?
Şimdi binbir emekle baktığın bu bahçe öyle bakımsız ki
Yakışmıyorum buraya
Köklerle değil sorularla tutundum toprağına
Anne, beni cevapsız bırakma
Hala boşluğa dönemiyorum sırtımı
Her gece gerçeklik bir azizler ordusu yolluyor rüyalarıma
Sessiz bir yargıya mecbur kalıyorum
Anne rahmet et bana
Yaratıcı öz suyunla doğur beni
Sen varken yetim olmak varlığımın özeti sanki
Ama ben de istemezdim böyle olmayı
Bak sokakta çığlıklar var
Benimse akmaya korkan gözyaşlarım
Anne yeniden doğur beni
Kanayan dizimden
Çünkü her tarafı gece olan bi kadını ışıkları kapatarak korkutamazsın…
Ruhunu Satan Kadın
Mustafa Görgüç
Ben isterdim ki bu hayata her zaman mavi bakayım...
Sarsıntı
Mustafa Görgüç
Bazı sırlar belki de her zaman sır olarak kalmalıydı.
Sarsıntı
Mustafa Görgüç
Ulan kıyafete göre adam veya kadın muamelesi yapan bir milletten ne bekleyebilirsiniz…
Ruhunu Satan Kadın
Mustafa Görgüç
Neden aynaya yumruk attın
çünkü beni bir bütün olarak gösteriyordu. Oysa ben paramparçaydım
Sarsıntı
Mustafa Görgüç
İki biradan sonra herkes sever, sen beni kahvaltıda sev
Ruhunu Satan Kadın
Mustafa Görgüç
Bundan 4 yıl önceye kadar kendinden emin, bilmiş bilmiş konuşmalarım olurdu. Hep bir akıl çerçevesinde, kendi aklımca tabii. O hallerimi özlediğimi fark ettim az önce. Hani belki o kadar kesin konuşmamalıydım X bir konuda ve 2 yıl sonra keşke öyle savunmasaydım şu fikri bu fikri diye hayıflanmalarım olacaktı ama olsun be! Cidden olsun. Şu ana baktığımda zaman içinde gittikçe sessizleştiğimi görüyorum. Bazen konuşamıyorum da sanki. Ne diyeceğimi bilmiyorum daha çok. İçime gömülüyorum. Daha doğru veya daha olgun bir yaklaşım olmasından çok ben bu durumdan ızdırap duyuyorum. Ben bu kadar sessiz değildim. Bu kadar nötr değil. Bu kadar ifadesiz değil. Silik hissettiriyor, yokmuşum gibi. Düşünüyorum evet ama var hissedemiyorum. O kadar düşünüyorum ki var olamıyorum çünkü.
bir evvel zamandı.. gün karardı rengi lal'a dönen dudaklarımızda.. eğer bakılsaydı kırk yıl öteden görülebilirdi sesimizin kalpten akla kırılan oktavı..
bir zaman evvel susmak neyse öyle susmuştuk..
deli gibi susmuştuk..
bıyık altından naklen gülme nakli yaparken hayat, biz manyak gibi susmuştuk...
...
yağmurlar yağdı sonra.. ıslak yağmurlar.. varlığında hem bereket hem felaket taşıyan ve kent yağmalayan yağmurlar ...
yaratma ve geri alma kudretine sahip olana yöneldi memleket.. bir kanadı bir yıkıldı…
biz dönüp dolaşıp kendi kalbimizin ekseninde aşka geldik yine..
bir hayal nasılda kesiyordu nefesimizi.. nasılda istasyon kuruyorduk beklemelere..
sonra yağmurlar yağdı işte.. buzul yağmurlar.. çatlaklarımızı ovan yağmurlar...
susamadık..
Ne ayak dedik şu kaybolup duran yıldızlar.. Şu inleyen rüzgâr..
Alçı tutmaz kırık yağmurlar.. Cam arkası üşümeden ve ıslanmadan ruha figüranlık yapmak ne ayak!
Şu acılar.. şu sapan bileyen çocuk ölümleri.. bir annenin kalbinden uçup giden insanlık meziyeti…
İhbar edilen ten yazgıları.. atsan atılmaz assan asılmaz nazlı bir boyunluk.. şu kimsesizlik yurdu şu Allah’ına kadar bihodluk…
Ruha figüranlık yaparken en kral sahnemizdir kelimeler.. kuşandık parmakları susamadık..
feyz kariha
"Ölmek bir sanattır, her şey gibi. Ben de onu çok iyi yapıyorum. Öyle hissettiriyor ki, sanki bu benim cehennemim. Öyle hissettiriyor ki, sanki bu gerçek..."
Sırça Fanus