Puan vermedi·192 syf.··
2026 2. kitabı
Arminuta, bebekliğinde evlatlık verildiği ailesinden kendi gerçek ailesine geri verilmesi ile başlayan bir roman. Yazar öyle kırgın bir zeminde yaşanan bir olayı her bireyin bakış açısından öyle bir gösteriyor ki. Günün sonunda "hiçbir şey dışardan göründüğü gibi değildir" dedirtiyor. Aynı zamanda yazar yokluk ve varlık çatışmasını, yetiştirme tarzının bir çocuk üzerindeki etkilerini, aidiyet duygusunu, fıtratı kurduğu betimlemeler ile 4 duyunuzu harekete geçiriyor. Kız kardeşliğin ne kadar kuvvetli ne kadar büyülü ve bir o kadar da gerçek olduğunu hatırlatırken. "Kan bağın olsa da kardeşin gerçekten kardeşin midir?" sorusunun cevabını iliklerime kadar hissettiğim bir roman oldu. Kitap bittiğinde Arminuta'ya sarılmak isteyeceksiniz Gönülden tavsiyemdir.
Geri Verilen KızDonatella Di Pietrantonio · Domingo Yayınevi · 20254,164 okunma
Kabuğun Altında Kalanlar
9/10
·141 syf.··
Beğendi
·
2026 4. kitabı
Rüveyda Şener'in ikinci kitabı Kabuğun altındaki. Edebiyat dünyasında Dilsizler Bandosu eseriyle ismini duyuran yazar, yeni kitabını bu güçlü kökler üzerinde büyütüyor. İnsanların da ağaçlar gibi tutunacak bir vatan aradığı, gövdesine kazınan isimlerle yaralandığı, her sonbahar kaybedip her bahar yeniden doğduğu gerçeğini Kabuğun Altındaki 16 güçlü öyküyle dillendiriyor. Zahmetsizce oluşturulduğunu düşündüren sağlam kurgular, bir yerlerden aşina olduğumuz karakterlerin inandırıcılığını artırıyor. Eseri okurken Türkçenin parıltısıyla gözlerimiz kamaşıyor. Usta bir şoför gibi kullandığı kelimeler hikayeye istikâmet kazandırıyor. Dileriz bu velud kalem uzun yıllar yazmaya devam eder. Kabuğun Altındaki her yara ölümcül olmayabilir, yaşamak için sadece fedakarlık yapmak gerek diyerek,16 öyküyü içine alan Kabuğun Altındaki kitabının ilk öyküsü olan Bir Adım Öne'ye geçiyoruz. "Soluk soluğa uyandığı nice uykunun celladı, rahat bir vicdanınsa yargıcı olmuştu." Gaflet anları, insanın boynuna yağlı bir urgan gibi geçer ve unutmaya çalıştığı her an, her köşebaşında insanı yakalar. Öyküde de yer tutucu gencin aklında sadece baklava desenli atkıyla yer tutan bir ölü vardır. Bir gün çıkıp gelir ve katiline hesap sorar. Yazarın paylaştığı epigraftaki gibi zaman ölüleri gömer ve ansızın önünüze atacağı anahtarı kendinde saklar. Kumda Aslan Pençeleri; grafoloji denilen el yazısı üzerinden kişilikleri okuma ilmine yönelik, şizofreni özelliği gösteren bir ruhun hezeyanlarını ele alıyor. Yazarın psikolojik danışman olması karakterin paranoid hayallerinin anlatımını güçlü kılarken çağımız insanına da ayna tutuyor. Diploma, kurs, eğitim, kamp, etkinlik peşinde koşan buna rağmen arzu ettiği yaşama kavuşamayan modern insan çıkmazlarına... Üstelik belgeler çoğalsa da elalemin ilk basamağı
Edebiyat
Kabuğun AltındakiRüveyda Şener · Şule Yayınları · 20259 okunma
Reklam
9/10
·264 syf.··
2026 63. kitabı
·
24 saatte okudu
·
Okunma: 17 Haziran 2026 08:42
“Kader • Aile • Yarım Kalmışlık” Firuzan. Çok derinden. Çok hüzünlü ve acıyı hissedebildiğiniz satırlarda hem talihinizi düşünüp hem de seçimlerinizi sorguladığınız harika yapıt. Yazarın yüreği kadar kalemi de öyle keyifli ki kitabı bırakmak istemedim. Acılarla yoğrulmuş birbirini etkileyen üç neslin dramında toplumu, kadınların toplum üzerindeki rolünü, kader döngüsünü ve annelik duygusu gibi konuların ele alınışını basit ama derin bir dille okuyoruz. Yazarımızın yüreğine ve kalemine sağlık. Bazen yaşadığımız acıların, korkuların ve tekrar eden kaderlerin kökeni bize değil, bizden öncekilere ait olabiliyor; Gerçekten kendi hayatımızı mı yaşıyoruz, yoksa atalarımızın yaralarını mı taşıyoruz? Fal, gelecek öngörüleri ve kader döngüsü de hikâyenin önemli damarlarından biri. Ancak yazar bunları sadece mistik unsurlar olarak değil, insanın bilinmezlik karşısındaki çaresizliği üzerinden ele alıyor. İnsan bazen geleceği öğrenmek ister; ama gerçekten hazır mıdır? Karakterler ise olağanüstü detaylı işlenmiş. Fakat dürüst olmak gerekirse, bu kadar çok karakter ve geçmiş hikâyesi zaman zaman kafa karışıklığı da yaratabiliyor. Özellikle bazı bölümlerin bir tık uzun tutulduğunu düşündüm. Tamam kabul, buna benim eksik b12’imin de çok etkisi oldu. Kitabın beni hem çok etkileyen hem de güldüren bölümü ise “Araf”. İnsan neden Araf’ta kalır? Yarım kalan bir sevgi yüzünden mi? Affedemediği biri yüzünden mi? Yoksa kendini affedemediği için mi? Roman, ölümden çok geride bıraktıklarımızın ağırlığını sorgulatıyor. Bu ağırlığın altında boğuşurken de sürpriz diyaloglarla kendinizi bir anda kahkaha atarken buluyorsunuz ve dengede kalmak kolaylaşıyor. Bıraktığı duygunun ağırlığı ve düşündürdükleri uzun süre benimle kalacak bir roman.
Duygu ve Düşünce
FiruzanFatih Gezer · Everest Yayınları · 2025463 okunma
Puan vermedi·176 syf.··
2026 50. kitabı
·
1 saatte okudu
·
Okunma: 17 Haziran 2026 00:00
Bir insan doğuştan canavar olmaz. Bazen insanlar onu buna dönüştürür. Herkes ona Kızıl Şeytan diyor. Ama hikâyesini bilenler çok iyi biliyor ki o aslında bir Kızıl Melek. Lana'nın hikâyesi öfkenin, kaybın ve adaletin ne kadar ince bir çizgiyle birbirinden ayrıldığını yüzünüze tokat gibi çarpıyor. Her kitapta geçmişine ait yeni bir parça öğreniyoruz ve her yeni detayla birlikte onu yargılamayı biraz daha bırakıyoruz. Çünkü bazı insanlar kötü doğmaz. Bazı insanlar, insanların kötülüğünün eseridir. Bu kasaba sıradan bir kasaba değil. İçinde çürümüşlüğün kol gezdiği, gücü elinde tutanların kendilerini dokunulmaz sandığı ve korkunun yıllardır herkesi susturduğu bir yer. Lana'nın ailesini yok ettiler. Hayatını çaldılar. Ruhunu paramparça ettiler. Sonra da ortaya çıkan kadına "canavar" dediler. En acı kısmı ne biliyor musunuz? Kurgu olduğunu bilsem bile bazı sayfalarda gözlerim doldu. Çünkü dünyada buna benzer acıları gerçekten yaşamış insanlar olduğunu bilmek insanın kalbine ağır geliyor. Kim demiş polisiyede ağlanmaz diye? Ben ağladım. Hem de hiç beklemediğim yerlerde. İkinci kitabın sonunda Lana'nın pusuya düşürülmesiyle nefessiz kalmıştım. Ama üçüncü kitap... İşte orada taşlar öyle bir yerinden oynuyor ki! Bir yandan FBI gerçeklerin peşine düşerken, diğer yandan Kızıl Melek yıllardır içinde biriktirdiği öfkeyle o lanetli kasabanın üzerine yürümeye hazırlanıyor. Ve bizim yakışıklı ajanımız... Artık Lana dışında neredeyse her şeyi çözmeye başladı. Şunu söyleyebilirim: Bu seri sizi karakterleri sevmekle onları korkuyla izlemek arasında bırakıyor. Her sayfada "Bir sonraki bölümde ne olacak?" diye diye uykusuz kalıyorsunuz. Ve bir noktadan sonra Lana'nın intikamını kendi intikamınız gibi hissetmeye başlıyorsunuz. Bu seriyi okumak, bir kitabın içine girmek değil... Bir
Mindf*ck 3: Kızıl MelekS. T. Abby · Artemis Yayınları · 202643 okunma
10/10
·
Beğendi
Cennet gibi bir ada, lüks bir tatil ve aralarında bir katil saklayan 10 kişi... Ruth Ware kalemiyle tanışanlar bilir; sizi öyle bir atmosferin içine çeker ki, sayfaları nasıl çevirdiğinizi anlamazsınız. O Kız ve Gerçeğin Peşinde kitaplarından sonra bu kitabını da çok beğendim. Mükemmel Çift, ilk sayfasından itibaren "Güven nedir?" sorusunu iliklerinize kadar sorgulatıyor. Kitabın Konusu: Her şey kusursuz bir kaçamak gibi başlıyor. Tropik bir ada, masmavi bir deniz ve huzur... Ta ki o ölümcül oyun başlayana kadar. 10 kişinin katıldığı bu oyunda kurallar çok baslit ama bir o kadar vahşi: Ya hayatta kalacaksın ya da en yakınındakine ihanet edeceksin. Sırlar açığa çıktıkça, o "mükemmel" görünen maskeler birer birer düşüyor. Eğer katili tahmin etmeye çalışırken ters köşe olmayı, yüksek tempoyu ve kapalı alan gerilimlerini seviyorsanız bu kitaba bayılacaksınız! Sizce hayatta kalmak için her şey mübah mıdır, yoksa sadakat her şeyden önce mi gelir? Yorumlarda buluşalım!
Mükemmel ÇiftRuth Ware · The Kitap · 202643 okunma
Haz Peşinde Değil, Bazen Yaralarımızın Peşindeyiz
8/10
·120 syf.··
Beğendi
·
2026 7. kitabı
·
6 günde okudu
·
Okunma: 16 Haziran 2026 22:18
Sigmund Freud okumak benim için her zaman iki duyguyu aynı anda uyandırıyor: zorlanma ve hayranlık. Cümleleri bazen birkaç kez okumak, kavramların etrafında dolaşmak, notlar almak ve uzun uzun düşünmek gerekiyor. Bu yüzden Freud'u okumak kolay değil; fakat tam da bu zorluk, okuma deneyimini değerli kılıyor. Çünkü Freud yalnızca insan davranışlarını açıklamaya çalışmıyor, insanın kendisi hakkında kurduğu rahat hikâyeleri de bozuyor. Haz İlkesinin Ötesinde 'yi bitirdiğimde elimde kalan şey yalnızca yeni kavramlar değildi. Daha çok, insanın neden aynı acılara döndüğü, neden bazı ilişkileri ve hayal kırıklıklarını tekrar tekrar yaşadığı ve neden bazen mutluluktan çok tanıdık olanın peşinden gittiği sorularıydı. Kitap boyunca beni en çok etkileyen iki tema vardı: tekrarlama zorlantısı ve haz ilkesinden gerçeklik ilkesine geçiş. Freud'un en sarsıcı iddialarından biri, insanın yalnızca haz arayan ve acıdan kaçan bir varlık olmadığıdır. Eğer öyle olsaydı, insanların neden kendilerine zarar veren ilişkilere döndüğünü, neden aynı hayal kırıklıklarını yaşadığını ve neden bazı acıları tekrar tekrar ürettiğini açıklamak mümkün olmazdı. Freud bu noktada "tekrarlama zorlantısı" kavramını ortaya koyar. Ona göre insan geçmişini yalnızca hatırlamaz; onu yeniden yaşar. Kitapta altını çizdiğim bölümlerden biri şöyleydi: "Her ilişkileri aynı şekilde sonuçlanan kişileri tanırız..." Bu cümle beni uzun süre düşündürdü. Çünkü Freud burada kaderden değil, bilinçdışından söz ediyor. Sürekli aynı insanlara âşık olan, aynı çatışmaları yaşayan, farklı kişilerle aynı sonlara ulaşan insanlar gerçekten yalnızca şanssız mıdır? Freud'a göre bazen kişi geçmişini anılarıyla değil, seçimleriyle tekrar eder. Çözülmemiş olan şey farklı yüzlerle geri döner. Bu düşünce bana kitabın en güçlü tarafı gibi geldi. Çünkü Freud'un
Psikoloji
Haz İlkesinin ÖtesindeSigmund Freud · Say Yayınları · 20251,239 okunma
Reklam
Reklam