YÖKDİL metinleri mi daha ağır, temel düzey İngilizceyle bu yola çıkmanın yükü mü, emin değilim. Kurs, gramer, kelimeler... Hepsi üst üste geliyor ve çok zorlanıyorum. Ama o hedef puana öyle ya da böyle ulaşılacak. Şuraya biraz yorgunluk, biraz da inat bırakıyorum😔😔
Kıymetli gönüllere küçük bir hatırlatma… Hayat, güzel kalpli insanları yormakta bazen çok cömert davranıyor. Ama ne olursa olsun, kalbinizin iyiliğini kaybetmeyin. Çünkü bir gün sizi gerçekten anlayacak insanlar, yüzünüzden önce yüreğinizi görecek. Dualarınız eksilmesin. Merhametiniz azalmasın. Nezaketiniz yorulmasın. Ve unutmayın… Bir insanın en büyük zenginliği; makamı, parası ya da güzelliği değil, ardından bıraktığı güzel histir. Kalbiniz öyle güzel olsun ki; Siz gittikten sonra bile, adınız anıldığında insanların içine huzur dolsun. Rabbim gönlü güzel olan herkesi, gönlü güzel insanlarla karşılaştırsın. Âmin. 🤍
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Bir olaydan esinlenerek...
kar yağıyordu... günlerdir.. aylardır... sabah-akşam... bense sıcak topraklardan geliyordum... ilk defa kara kışı görüyordum... ve ilk defa bir sevgilim olmuştu... o gün hastaydı, iş biter bitmez eve gitmişti... oysa normalde hep yanıma gelir beni beklerdi.. özlemiştim iki saatte... ve kar yağıyordu... bir arkadaş yöresel birşeyler getirmişti bize yemek için... ama o yoktu... ben de dağıttım hepsini... ah bir uyansa... meraktan ölecektim... arasa mıydım... ya uyandırırsam... saatler de geçmek bilmiyordu ki... ve kar yağıyordu... nihayet beklediğim mesaj geldi... uyanmıştı, biraz daha iyiydi... yemek yemesi gerekiyordu... ama yalnız ve hastaydı... konuştuk, iş bitiminde dışarıdan yemek götürecektim... kapıdan yemeği verecek, bir yüzünü görüp dönecektim... hala kar yağıyordu, ben yürüyordum telefonla konuşa konuşa... gelirken kendine de yemek al beraber yiyelim diyordu... kim? ben? hayatı daima töreye göre yaşayan ben, sevdiğim bile olsa yalnız bir hanımın evine gireceğim? asla... nihayet anlaştık... iki yemek alacağım... biri ona, biri bana... ona yemeğini kapıdan verdikten sonra ben kendi yemeğim ile kendi evime gideceğim... böylece aç kalmayacağım, ve o da rahat edecek... ne güzel yürekli bir kızdı...
Şiir
SELİM GÜRBÜZER KİTAPLARI-KDY
GÜNEŞ DOĞUDAN DOĞAR Orta Asya’dan Nizam-ı Âlem’e SELİM GÜRBÜZER Uzun yıllar uğraşı sonucu oluşan Güneş Doğudan Doğar adlı eserim 2022 yılının son aylarında Kitap Yurdu Doğrudan Yayıncılıktan (KDY) okuyucuyla buluşup, yayımlanan eserim 9 ayrı bölümden oluşmakta. Ve bu eser 454 sayfa hacimlidir. Kitabın önsözünde şu ifadelere yer verdim: “Allah-ü Teâlâ ve Tekaddes Hazretlerine sonsuz hamdu senalar, Resul-i Ekrem Efendimiz (s.a.v)’e salat ve selam olsun. Eser incelendiğinde Orta Asya’dan başlayan bu kutlu yolun Balkanlar’a uzandığını, oradan da Viyana kapılarına kadar uzandığını görürüz. Orta Asya’dan başlayan bu koşunun hem maddi hem de manevi cephesini okuyucuya ilginç geleceğini umduğum bir üslup çerçevesinde dikkatinize sunmaya çalıştığım görülecektir. Tabii ki, bu uzun soluklu koşuyu bir solukta anlatmanın mümkün olmadığının idrakiyle ortaya karınca kararınca ne koyabilirsek buna da şükretmemiz gerekecektir. Hem nasıl şükretmeyelim ki, hele bilhassa tarihi süreç içerisinde Başbuğu Hakanlara ışık saçan Gönül Sultanlarının manevi tasarruf ve sohbet iklimi altında bu eseri kaleme almanın hazzını almak bile başlı başına bizim için büyük bir nimet olsa gerektir.. Bu nedenledir ki eserin hazırlanmasında yaklaşık 10 yıllık bir süre içerisinde büyük bir titizlikle defalarca gözden geçirip olgunlaştığına kanaat getirdiğim noktada 2022 yılın son ayı itibariyle vira bismillah deyip siz değerli okuyucularımın beğenisine sunmuş durumdayım. Oldu ya, şayet anlatılması gereken gözden kaçan hususlara değinmeyip ya da anlatımlarımızda sürçülisan babından hatalarımız olduysa da şimdiden okuyuculardan bizleri mazur görmelerini dilerim. Her ne kadar Orta Asya’dan Nizam-ı âleme giden yolun tarihi akış çerçevesini tam
"Öyle ya insan sûrete değil sîretine sevdalanır insan... Sûret kaybolunca sîretiyle tutuşur insan..."
Mavi Yaka İncili
Bu şehirde yaşamanın bir imkanı var mıydı sorusuyla uyandı. Gözlerini açmasına rağmen uykunun dağılıp gitmediği, tam tersine vücut bütünlüğünün bekasına ters düşen bir düşten uyanırcasına kendisini bir kuşkunun ortasında buldu. Nefes alış verişini saydı. Sonra saatine bakıp yeniden zamanda süzülen bir yamaç kartalı gibi kaldırımda yürüyen insancıkları dişlemeye, bebekleri kundağından söküp derin vadilerin uç alüvyonlarına bırakmaya ant içti. İnsan hiçbir şey yapmak istemediğinde, ya da bir şeyler yapma hakkı elinden alındığında hayali cinayetler işleyip bundan aklanma senaryosu kurar zihninde. O da öyle yaptı. İneceği durağa karşı bir aşk beslemişti kimi zaman. Çoğu zaman sırf ineceği durağı düşlemek için biniyordu otobüse. Birde insanların onu ineceği durakta görüp 'ne adammış bu be! - -nasıl da hatırlıyor ineceği durağı tarzındaki haklı gurur nidalarına bıyık altından gülümseyerek ve göğüslerini şişirerek 'hehehe, ne sandınız beni' diyip evine gitmeyi de bulunmaz bir nimet belliyordu. Şimdi oldu mu bu. Yani bu düşünceler ne kadar da sefilce. Yalnızca Memlük sarayında bir kölemen bu kadar tik tak ehli olup anadan üryan tepetaklak olabilirdi. O da öyle yaptı. Yaprağa yeşil rengini veren klorofile dua edip ağaçları seyretti biraz hüzünle. Biraz hüzünle yaptığı şeyleri hatırladı. Ne kadar hüzünlendiyse artık unutmayı da bir erdem sayarak ağrıyan yerlerini güneşe çıkardı. Adam hastaydı. Güneşten saklanacak kadar bile korkuyordu dünyadan. İnsanlar tarafından bir hayli hırpalanmıştı. Gözlerini hiç nazar değdirecek kadar eğitmediğinden, dilini hiç budaktan sakınmayacak kadar sivriltmediğinden kıyıda kalmıştı. Göbeği eksen eğikliğinden kaynaklı diyabet iken, torbasında rızık adını verdikleri gayriahlaki savaşın hücum boruları ötüyordu. Kaşlarını eğip topal adımlarla, kambur