Kitlelerin Ayaklanması - Jose Ortega Y Gasset
Demek oluyor ki, oldum olası aptalla zeki arasında bulunan farkla karşı karşıyayız. Zeki kişi hep kendini aptallığın iki parmak ötesindeyken yakalar; içine düşmesine ramak kalmış olan aptallıktan kaçınabilmek için bir çaba gösterir, zekâ işte o çabadadır. Oysa aptal kendinden hiç kuşkulanmaz: Kendini ferasetli mi ferasetli sanır; salağın kendi mankafalığına imrenilesi bir rahatlıkla güzelce yerleşip kalması bundandır. Yaşadıkları mini mini kovuktan çıkarılmaları olanaksız böcekler misali, aptalı da kendi aptallığından dışarı çekip çıkarmanın yolu yoktur; kendi körlüğünün ötesinde birazcık olsun dolaştırıp, alışık olduğu hantal dünya görüşünü daha incelikli başka görüşlerle karşılaştırmaya zorlayamazsınız. Aptallık ömür boyudur ve deliksizdir. Bu yüzden Anatole France bir aptalın bir kötüden çok daha büyük bir bela olduğunu söylerdi. Öyle ya, kötü kişi ara sıra da olsa dinlenir; aptallık ise hiç ara vermez.*
Felsefe
Romantik ilişkıler açısından karşımıza çıkan en büyük yanılgılardan birisi budur? Insanlar bir özellik için partner değiş-tirdiğinde, yeni gelen kişinin eski partnerinde sevdiği tüm özelliklere sahip bir şekilde geleceğini sanırlar. Bu gerçekten anlamsız bir beklentidir çünkü tüm insanlar eksiktir. Lego mantığıyla başka insanlarda sevdiğimiz özellikleri tek bir kişide toplama şansımız yoktur. Yani dışarıdan size cazip gözüken bir özelliği istediğinizde elinizdekilerden bir ya da birkaçını feda etmek zorunda kalacağınızı unutmayın. Peki bu istediğiniz özellik elinizdekileri yitirmeye değer mi? Diğer taraftan çok daha farklı bir yaklaşım sergileyip eşinizi keşfetmeyi hiç denediniz mi? Belki de arzuladığınız o özellik derinlerde bir yerde saklıdır. Öyle ki eşiniz bile ona sahip olduğunu çoktan unutmuş olabilir. Neden olmasın? Serkan Karaismailoğlu | Aşktan Sonra-Elma Yayınları
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
"...kabalık etmek istemem ama... Bence sen biraz yolunu kaybettin." "Gece Yarısı Kütüphanesi’ne bu yüzden gelmedim mi zaten? Yolumu kaybettiğim için?" "Öyle tabii. Ama artık kaybolduğun yerde de kaybolmuş durumdasın. Yani fazlasıyla kayıpsın. Yaşamak istediğin hayatı bu şekilde bulamazsın." "Ya öyle bir hayat yoksa? Ya burada... takılıp kalmışsam böyle?" "Kitaplıklarda kitap olduğu sürece takılıp kalman mümkün değil. Buradaki her bir kitap çıkış yolunu gösteren bir ipucu olabilir." "Hayatı anlamıyorum işte," "Hayatı anlaman gerekmiyor. Yaşaman yeterli." Nora kafasını salladı. Felsefe okumuş biri için bu kadarı fazlaydı.
Sayfa 214·Kitabı okudu
"Kıymetli ustamız anlatmıştı, kaşığı bardağın içinde dolaştıralım ama saatin aksi yönünde çevirelim. tavaf eder gibi, Zamanı geriye sarar gibi, derinlikli düşünür gibi... şimdiye kadar yaptıklarımıza göz atıp zararlı olanları bir kez daha yapmayacağım der gibi...söz verir ve yeniden kurgular gibi... amaç hasıl olduğunda kaşığı çıkarıp kainatın merkezine bakacak biçimde tabağın yanına usulca yatıralım, demişti. Biz de öyle yapmayı Emir Bildik evladım. tasavvufun asıl gayesi süzülmektir. bu yola koca adam olarak girdim, zerre hakir olduğumu bildim. zaten tasavvuftan Gaye budur. o hale gelebilmek için, fena'ya varmak için tasavvuf elzemdir."
Sayfa 125
Benlik, ister ki kendi yalnız varoluşundan çok daha büyük bir anlam alanında kaybolup gitsin. Çaylar dereye, dereler ırmaklara, ırmaklar denizlere kavuşmak ister ya hani. İnsan da öyle akmak ister. Ulvî ve yüksek olana katışmak, onda erimek ister…
Sayfa 145·Kitabı okuyor
Gazeteyi soruyorsun? Ne hakla? Muharriri olmak hakkıyla mı? Yazı göndermeden ne diye haber istiyorsun? Öyle ya sen zaten sebatkâr bir adam değil misin? Gazete çıkarmaya karışmak senin nene gerekti? Birinci nüshayı senin iki şiirin ve benim yazılarımla çıkarmıştım. Fakat... Senden mektup ve yazı gelecek diye bir hafta bekledim. İki hafta bekledim, baktım olmadı. Öyle ya. Gazeteyi yalnız benim yazılarla çıkaracak değilim ki. Hususi değil ki. Müşterek. Mutlaka her nüshada ikimizin yazısı bulunacak. İşte bekledim, bekledim ve baktım: Sen, bizleri ve gazeteyi unutmuşsun. Üçüncü haftanın sonunda lanet okuyarak (kim olduğunu biliyorsun!!!) birinci nüshanın çıkardığım sayılarını, hepsini yırttım attım. Aşk olsun! Tebrik ederim. Sen bu denaeti de yapacaktın demek! Yaptıkların gittikçe çoğalıyor. Yoksa bu, arkadaşlığımızın silinmesi uğruna bir başlangıç mı? ()
Sayfa 13·Kitabı okuyor