Hikaye uzun değildi de hikayenin hikâyesi çok uzundu be Osman;)
Ana karakter hanımefendinin ayrılık sonrası Osman’a yazdığı mektuplardan oluşan öykü dizisinde Osman, yazarın önceki metinlerinde de yer almış ve okurun zihninde bir “anti-kahraman” figürüne dönüşen bir karakter olmayı tercih etmiştir. Genellikle kadın perspektifinden konuşulur. Kadınların duygusal yükleri, ilişkilerdeki kırılganlıkları ve dirençleri, kitabın iç sesi halinde ilerler. Osman, bazen bir sevgili, bazen bir arkadaş, bazen de bir hatıranın temsilcisi olmuştur. Kısacası hayatın içindeki insani kırılmaların, kayıpların ve tesadüflerin ortak adıdır hikâyesi uzun olmamasi gereken Osman;). Aynı zamanda Osman, bir kişi olduğu kadar bir zamanın da temsilidir. Hangi zaman... hangi aitsiz zaman... Ana karakter geçmişe bir kürek çekerek hatıralar arasında dolaşır ve yâd ederek hikâyeyi biraz daha solgunlaştırır, bazen de geçmişi yeniden kurarak kendini iyileştirir. En azından öyle zanneder.
Mektuplar boyunca bir ayrılmak, bir barışmak istediğini söyler. Artık bir yerde Osman'a hak vermeye başlamıştım. Aboww bu ne! Hatun ikizler burcu sanki mübarek :)) bi öylee bi böyleee. Hayır o kadar yerinde durmuyor ki. Bu yerinde duramayan gelgitler, zaman içerisinde özleme ve ardından bir kabullenişe dönüşmekten başka bir yol da çizemez.
Yazar, anlatım olarak gündelik dilden beslenmiş ve bunun yanında bu süreç için en azından biraz olsun o kırgınlığı gidermek adına mizahi tonu da eksik etmemiş. Hüzün yan yana yürürken, kısa cümleler, konuşma diline yakın anlatım ve duygusal ritim, metinlere samimiyet hız kazandırır sayfanın ara sokaklarına. Osman karakteri üzerinden insanın hayatta tutunma formülleri, sevmenin ve kaybetmenin sıradan ama yakıcı kapsülüyle verilir.
Balboa, hüzünlü olayları bile ironik bir dille