Bir kral kalabalıkların içinde yalnız olur.
5/10
·576 syf.··
2026 60. kitabı
·
17 saatte okudu
·
Okunma: 26 Haziran 2026 13:28
❝Büyümüştük;eksile eksile,hüzünle yoğrula yoğrula...❞ ━━━━━━━ Kitap, hemşire olan başrol kızımızın iki yıllık ilişkisini bitirdiği doktor olan narsist eski sevgilisinden yeniden bir şans istemesiyle başlıyor. Ancak doktor olan eski sevgilisi çoktan kendine yeni bir "oyuncak" bulmuş durumda ve kızın önüne engel çıkmaması için, çalıştıkları özel hastanenin patronlarının yakın arkadaşına ait Alzheimer hastası babaanneye bakıcı olarak onu öneriyor. Başrol kızımız da biriken borçları ve kardeşinin okul masrafları nedeniyle bu teklifi kabul ediyor. Hastane çıkışında bir magandanın arabasına arkadan çarpmasıyla tatsız bir olay yaşıyor. Adam tarafından tartaklanacağı sırada ise olaya gizemli biri dahil olup onu kurtarıyor. Bu kişi, "Köprü Kralı" lakaplı Pars Tuna. Aynı zamanda bakıcılığını yapacağı Alzheimer hastasının torunu ve yeni patronu. Kitabın ilk sayfalarında tam bir yaz dizisi havası vardı. Konusu beni gerçekten heyecanlandırmıştı ve merak uyandırıyordu. Fakat olaylar o kadar hızlı gelişti ki karakterlerin birbirine âşık olması ve kısa sürede "senin için ölürüm" seviyesine gelmeleri bana hiç geçmedi. Hatta bir ara "Acaba birkaç sayfa mı atladım?" diye düşündüm. Ben bir ilişkide duyguların zamana yayılarak gelişmesini, yani slow burn tarzını seviyorum. Bu yüzden bu kadar acele ilerlemesi benim için büyük bir hayal kırıklığı oldu ve kitaba karşı olan heyecanımı ciddi anlamda düşürdü. Yazım dili fena değildi. Bu yazarın yıllar önce fantastik türde yazdığı bir kitabını okuyup beğenmiştim. Bu aralar sıkça karşıma çıkan karanlık temalı kitaplarına da bir şans vermek istedim. Ancak eğer diğer kitaplarında da ilişkiler bu kadar oldu bittiye getiriliyorsa, onlara bir şans vermeyi pek düşünmüyorum. Yazarın kalemi bana yabancı Wattpad yazarlarının kalemini hatırlattı
1000Kitap
Köprü KralıMerve Akyüz · Dokuz Yayınları · 202680 okunma
Spoiler İçerir!
10/10
·350 syf.··
2026 28. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 22 Haziran 2026 18:07
annesinden de babasından da sevgi görmemiş, babaannesinin sevgiyle yetinmek zorunda kalarak büyümüş Adalet, annesi babası ve babaannesinin ölümünden sonra tamamen yalnız kalmıştır. bir gün hastanede yatarken ölümcül bir hastalığa yakalandığını ve çok uzun yaşamayacağını öğrenen Adalet, bu dünyadan giderken kötü bir insan olarak gitmek istemediği için bugüne kadar işlediği tüm günahları sorgulamaya başlar ve ilk günahını hatırlar. ilk günahını düzeltince üstündeki suçluluk duygusunun kalkacağını düşünen Adalet, ilk günahını düzeltmek için elinden geleni yapmaya çalışır. hastaneden çıkar çıkmaz bir bilet alıp ilk günahını işlediği yere gider. ilk günahı; Mahsun adında bir çocuğun çirkin ve pis oyuncak ayısını sırf inadına almış olmasıdır. ancak eski mahallelerine gittiğinde Mahsun'un artık orada olmadığını öğrenir. kendisi de zaten babasının trafik kazasında ölümü sonrası annesinin psikolojik sorunlar yaşamasıyla babaannesinin başka mahalleye taşınarak gelinin düzeleceğine inanmasıyla taşınmışlardır. Adalet, Mahsun'un oyuncak ayısı olan Muhlise'yi, Mahsun'a verip suçluluk duygusundan kurtulmak amacıyla Mahsun'u bulmak üzere yolculuğa çıkar. ancak bu oyuncak ayı, Adalet için çok önemli bir yere sahiptir. Adalet'in yalnız ve kimsesiz hayatında onunla konuşan ve yanında olan tek kişi oyuncak ayısı Hülya'dır. Adalet için Hülya'yı Mahsun'a vermek çok zor olacaksa da Adalet ilk günahından kurtulmak istemektedir. Adalet, yaptığı bir sürü yolculukta aşkı, pişmanlığı, gerçekleri, öfkeyi ve benzeri birçok duyguyu keşfetmektedir. Adalet Mahsun'u bulduğunda, Mahsun öfke nöbeti geçirir ve Hülya'yı yanmkata olan ateşin içine atar. Bu sırada Adalet düşüp kafasını mermere vurur. böylece Adalet'in ilk günahı da, hayatı da sona ermiştir. kitap, psikolojik derinliği çok yüksek bir roman.
DokunmadanNermin Yıldırım · Everest Yayınları · 202511,6bin okunma
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Puan vermedi·480 syf.··
2026 38. kitabı
GÖK KUZGUN #kitapyorumu "İstersen dünyayı karşıma alırım, yine de seni bırakmam. Sen bana ait olduğun için değil, ben gönlümü senden geri alamadığım için." Bazı kitaplar vardır, daha ilk sayfasından ana karakterin omzundaki yükü size hissettirir. Gök Kuzgun da tam olarak böyle bir kitaptı. Yalvaç, henüz resmi olarak teşkilata adım atmamış olsa da adaletsizliğe susmamayı babasından öğrenmiş bir genç. Yan evden gelen o çığlığa arkasını dönüp gidemediğinde, sadece küçük Nazlı’nın değil, kendi hayatının da akışını değiştiriyor. Hikayemiz de geçmişin bağlarıyla birbirine düğümlenmiş bir istihbaratçı ile bir siber güvenlik uzmanının, tehlikeli bir görev ve kaçınılmaz bir aşkı anlatıyor. ​Nazlı, Yalvaç için geçmişten gelen bir vicdan borcu, kaçamadığı bir gelecek ve hayatının tek zaafıdır. Yalvaç ise Nazlı için güvenebileceği tek erkek, sığınabileceği tek liman. Bu iki karakteri mükemmel bir çift yapan şey ise birbirlerinin eksik parçalarını tamamlamaları. Yalvaç ve Nazlı’nın o didişmeli, aralarındaki 30 santimlik boy farkıyla daha da tatlılaşan ama arkasında ölümcül görevler barındıran dinamiğine bayıldım! Nazlı’nın o küçücük yaşta resmi kayıtlarda ölü gösterilmesi, kendi cenazesine inanıp herkes öldüğümü söylüyor diye fısıldaması Yalvaç’ın kalbine nasıl bir bıçak gibi saplandıysa, benim de içimi öyle dağladı. Yıllardır içinde tuttuğu o suçluluk duygusu da beni paramparça etti. Yazarımız karakterlerin içindeki o kırık dökük dünyayı o kadar güzel hissettirmiş ki... Nazlı'nın çocukluk yarası yüzünden bir oyuncak odası olması ve Yalvaç'ın ona fark edilmeyecek kadar küçük hediyeler taşıması... Hele o 'mavi kuş' detayı! ​Nazlı’nın geçmişe, yurttaki o kırık ahşap bebeğe ve çocukluk yaralarına sığınarak kurduğu cümleler o kadar yaralıydı ki. Yalvaç ve Nazlı’nın tutku ve sadakat
1000Kitap
Gök KuzgunPınar Salman · Pukka Yayınları · 202616 okunma
Puan vermedi·191 syf.··
2026 59. kitabı
Oyuncakların da ruhu vardır, hafızası vardır tabii kıymetlerini bilenler için... Sunay Akın'nın bu kitabında da tarihin tozlu sayfalarında gezinip yeni şeyler öğrenmek büyük keyifti. İstanbul'da ilk oyuncak müzesini de açan yazar, çocukluğumuzun masum günlerine, hesapsız sevinçlerine sürüklüyor bizi. Sunay Akın'ın kitaplarını keyifle okuyorum, okumayanlara tavsiye olunur.
Kırdığımız OyuncaklarSunay Akın · Çınar Yayınları · 20031,541 okunma
Puan vermedi·128 syf.·
2026 440. kitabı
Ey milletin bedbaht fedaileri size yalnız tarih acıyacak... Safvet Nezihi Müsebbib, II. Abdülhamid istibdatına karşı ilk kıpırdanışlardan biri olan Ali Suavi Vakası ve Jön Türk muhalefeti çevresinde Zülfikar Efendi ailesinin uğradığı yıkımı anlatan bir romandır. Balkanlarda kaybedilen toprakların yol açtığı göçler ve sefaletin üstünde yükselen II. Abdülhamid’in ceberrut istibdatının devrilmesinin hemen ardından yazılan bir özgürlük çığlığı… Ne kadar hamiyetli vicdanlı adam varsa birer birer zindanlarda, sürgünlerde mahvedildi. Artık hiç kimse ağız açamaz, söz söyleyemez oldu. Beş-on zalim yaktıkları evlerle, yıktıkları ocaklarla saraylar yaptırıyorlar, gelirler kuruyorlar. Fakat... fakat ötede millet mahvoluyor. Memleketin serveti bitiyor, mali itibarı düşüyor, ahalisi perişan oluyor… Nasıl söyleyeyim bilmem, kısaca çöküşe yaklaşıyor. .. Birkaç müstebit zalimin elinde koca millet âdeta oyuncak. Onları kırıp geçiriyorlar. Soyup soğana çeviriyorlar. Fakat kimin ne haddine! Memlekette kanun, adalet, insaf yok de de gör. Katiller gibi Taşkışla’larda, zaptiye hapishanelerinde seni senelerce inletirler. O derece ki insanı dünyaya geldiğine, Osmanlı doğduğuna pişman ederler.” Tarihi bur romanda Gezinmek istersenız Müsebbib
Edebiyat & Roman
MüsebbibSafvet Nezihi · Oğlak Yayınları · 202115 okunma
5/10
·176 syf.··
2026 9. kitabı
·
26 günde okudu
·
Okunma: 22 Haziran 2026 21:27
Merhabalar, kitaptan tam keyif alabilmek için hem klasik müzik tarihine (bestecilerin dönemlerine, tarzlarına) hem de müzik teorisine (kontrpuan, senfoni yapısı vb.) belirli bir düzeyde aşina olmak gerekir. Aksi takdirde cennetteki diyaloglar sadece "isim bombardımanı" gibi gelebilir. Demem o ki kitabın içindeki terimler biraz anlamsız gelebilir (tamam birazdan fazla anlamsız gelebilir.) Fakat kitap bittikten sonra bir çok klasik müzik sanatçısının gönül işlerine kadar bilgi sahibi oluyorsunuz. Kitap, klasik bir biyografi ya da alışılagelmiş bir roman değil; adeta edebi bir kolaj ve deneysel bir performanstır. 1991 yılında, Mozart’ın 200. ölüm yıldönümü anısına kaleme alınan kitap, Burgess’in sadece bir edebiyatçı değil, aynı zamanda hayatının büyük bölümünü besteler yaparak geçirmiş sıkı bir müzisyen olduğunu en net gösteren yapıtlarından biridir. Kitabın Türkçe ismindeki "Deyyuslar" vurgusu boşa değildir. Burgess, Mozart gibi saf bir dehanın, dönemin "soylu, burjuva ve dalkavuk" tabakası tarafından nasıl sömürüldüğünü, anlaşılamadığını ve sefalete itildiğini sert bir ironiyle eleştirir. ​Kitaptaki en güçlü temalardan biri, müziğin varoluşsal amacıdır. Burgess, Mozart’ın ağzından sanatı sadece elitlerin hayatını süsleyen bir "duvar kağıdı" veya bir "oyuncak" olarak görenlere adeta meydan okur. Salieri üzerinden ise "Neden bu kusursuz yetenek benim gibi disiplinli birine değil de, ahlaken çocuksu ve fevri olan Mozart’a verildi?" sorusuyla ilahi adaleti ve dehanın doğasını sorgular. Özetle; Mozart ve Deyyuslar, Anthony Burgess'in Mozart'ın dehası önünde saygıyla eğilirken, bir yandan da onun etrafındaki yozlaşmış dünyaya, hatta müziği felsefi olarak tam kavrayamayan modern insana orta parmak çıkardığı, edebi olarak deneysel, zihnen hafifletici ama felsefi olarak ağır
1000Kitap
Mozart ve DeyyuslarAnthony Burgess · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 20191,071 okunma