Dünya tarihinde İslam fetihleri sonucu Orta ve Yeniçağlarda yerküre çapında büyük bir siyasî ve dinî dönüşüm yaşanmıştır. Bu süreçte Müslümanlar kabaca 11 asır (700-1800) dünyanın hâkim siyasî, askerî ve kültürel gücü olmayı başarmışlardır. Son iki asırlık süreçte ise bu üstünlük Hristiyan Batılılar karşısında yitirilmiş durumdadır. İşte tam bu noktada, Müslümanlar ile Batılıların hakim oldukları coğrafyalarda sahip oldukları gücü nasıl kullandıkları ve mağlup halklara nasıl muamelede bulundukları konusunu mukayeseli olarak okumak, okuyucuya sıradışı bir tarih şuuru kazandıracaktır. Bu manada Endülüs tarihi çok elverişli bir konumda yer almaktadır.
Günümüzde Batı dünyası, ulaştığı teknik üstünlük sayesinde dünyanın kendisi dışında bütün millet ve kültür gruplarını yozlaştırıcı hatta yok edici etkisi altına almış durumdadır. Bu gruplar içerisinde Batı, en çok da İslam dünyasıyla yakından ilgilenmektedir. Çünkü tarihte 11 asır kadar dünyaya hâkim olan Doğu-İslam dünyası, bugün hem Batı'ya oranla daha güçsüz ve Batılıların desteğine muhtaç hem de Batı teknik me-deniyetinin varlığını sürdürebilmesi için şart olan dünyanın en zengin yeraltı kaynaklarına sahip durumdadır. Dolayısıyla Batı'nın Müslümanlarla bir tarihî sürecin devamı veya rövanşı mahiyetinde cereyan eden ilişkileri ya da mücadelesinde, oyunun kural ve araçları bugün önceki çağlara nispetle çok değişmiştir. "Batı'nın dünyadaki varlığı, neredeyse tanım gereği bir tür karşılık yaratmaya mahkûm bulunuyor. Bugün, pek çok gözlemcinin zihninde, dünyanın büyük bölümünde batının çı-karlarına karşı bundan sonra yürütülecek muhalefetin en muh-temel adayı İslam'dır, Müslümanlardır."2 ve Batılılar, o uzun asırlar boyunca başlarındaki papazlar tarafından kasıtlı şekilde içlerine yerleştirilmiş, âdeta genlerine kadar