Mellors

Mellors
@oz_er_ata
Her şey çok güzel olacak…
34 okur puanı
Nisan 2021 tarihinde katıldı
"iste yukarda, üstünüzde uçan ulukepezdir, o sizin kılavuzunuzdur. Önünüzde uçacak, size karınca kentlerini gösterecektir. Siz karınca kentlerini taş üstünde taş kalmayasiya yıkacaksınız, ta ki karıncalar dize geleler, dize geldikten sonra da huzuruma çıkıp bana yalvaralar. Askerlerim, fillerim, size bir daha yineliyorum, elaman dedirtinceye kadar karincalarn gözlerinin yaşına bakmayacaksiniz. Komutanlarim, size söylüyorum, karıncalara en küçük bir acıma gösteren fili öldüreceksiniz. Fil askeri acımaz. Fil askeri son fil devletini korumak için acımayı yüreginin yakınına getirmez. Filler, kardeşlerim, bu sizin ilk büyük savaşınızdır. Eger bu savaşı kazanacak olursak, dünyaya hükümran olacagiz. Filler, kardeslerim, bütün dünya yaratıkları ve tarih durmuş bize bakiyor. Bizim bu kutsal savaşımıza. Karıncaları dize getiremezsek bugün, dünyanın tekmil yaratıkları ve tarih bizi bağışlamayacaktır. Tarih bizim bugünkü zaferimizi altın harflerle yazacaktır. Filler bugünkü savaşta büyük utkuyu hak etmiştir, çünkü filler görkemlidir, çünkü filler soyludur, çünkü filler çalışkandır. Kırk yüzyıllık filler tarihi durmuş orada, gökte bize bakiyor. Yurdumuza saldıran, bize düsmanlik gösteren karincalara karsi bugünkü savaşta kesin utkuyu kazanamazsak tarih, filler tarihi bizi bağışlamayacaktır. Filler, kardeşlerim, askerlerim, eğer karincalara yenilirsek bugünkü savasta, kanmiza susamis karincalar bir tekimizi bile birakmayacak, bizi toptan yiyeceklerdir. Bu yeryüzünden fil soyu silinecektir. Onun icin filler, kardeslerim, askerlerim, soyumuzun sürüp gitmesi için bugünkü savasi kazanmalyiz, karincalar ülkesinde taş üstünde taş gövde üstunde bas burak mayacagiz."
Reklam
“Bu ilânı çıkaran herifi görünce, anlarsın. O herifi ya da o herifin adamını gidip görürsünüz. Bir çukurun kenarında konaklamışsınızdır; elli aileyle birlikte... Sonra herif gelip, çadırınızın içine başını sokar, yiyecek bir şeyiniz kalıp kalmadığına bakar. Eğer yiyeceğiniz kalmadıysa: "İş ister misiniz?" der. Siz de: "Tabiî bayım" dersiniz. "Bana bir iş verirseniz çok memnun olurum." O da der ki: "Siz benim işime yararsınız." Siz de: "Ne zaman başlayayım?" diye sorarsınız. Sonra o da size nereye gideceğinizi, ne zaman işe başlayacağınızı söyler, basıp gider. Olsa olsa iki yüz kişi lâzımdır ona, ama beş yüz kişiyi çağırır. Onlar da başkalarını çağırır. İşyerine gittiğiniz zaman bir de bakarsınız ki, bin kişi toplanmış. O zaman adam der ki: "Ben saatine yirmi sent veriyorum." Belki gelenlerin yarısı bırakıp gider. Ama hâlâ orada beş yüz kişi vardır ve açlıktan anaları ağlamıştır. Peksimet bile verseler çalışacaklar. Herif müteahhit, şeftali toplamak, ya da pamuk çapalatmak için imzalanmış sözleşme herifin elinde. Şimdi anlıyor musunuz işi? Ne kadar çok adam toplarsa, adamlar ne kadar çok olursa o kadar az para veriyor. Sonra daha çok çocukları almak ister, çünkü... Hay Allah! Bakın sizin aklınızı çelmeyecektim. “Çevresindeki suratlar adama soğuk soğuk bakıyorlardı. Gözler adamın sözlerini tartıyordu. Paçavralar içindeki adam kendini toparladı: — Ben sizi yolunuzdan döndürmeyeceğime söz verdiğim halde şimdi sözümde durmuyorum. Yolunuz açık olsun. Sakın geriye dönmeyin. Sahanlığa derin bir sessizlik çöktü. Işık hışırdıyor, kelebekler fenerin çevresinde dönüp duruyor.  Paçavralar içindeki adam, sinirli sinirli devam etti: — İşçi isteyen adamı gördüğünüz zaman ona ne söyleyeceğinizi size anlatayım. Kaç para vereceğini ona sorun. Vereceği parayı kâğıda yazmasını
“Evdekilerin gittiği günün akşamı tarlalarda avlanan kediler evlerine döndüler ve sahanlıkta miyavladılar. Ve evden kimsenin çıkmadığını görünce açık kapılardan içeri daldılar, boş odalarda miyavlayarak dolaştılar. Yeniden tarlalara döndüler, o günden sonra köstebekleri, tarla farelerini avlayan, gündüzleri hendeklerde yatan birer yabanî kedi oldular. Eskiden karanlık bastırdığı zaman, ışıktan korkarak kapıların önünden geçen yarasalar, evlerin içlerine daldılar, boş odalarda dolaşıp durdular; bir süre sonra gündüzleri karanlık oda köşelerinde, kanatlarını üzerlerinde katlayarak ve kirişlere baş aşağı asılarak öylece kaldılar; boş evleri pisliklerinin kokusu kapladı. Fareler de evin içinde dolaşıp duruyorlar, köşelerde, sandıklarda, mutfaktaki gözlerin arkasında yonca tohumları biriktiriyorlardı. Sonra fareleri avlamak için gelincikler geldi ve kahverengi baykuşlar bağıra bağıra içeri dışarı uçup durdular. Arkadan kısa bir sağanak geldi. Kapı eşiğinin önünde yoncalar bitti; sahanlık tahtalarının arasından otlar fırladı. Evler boş kalmıştı; boş kalan bir ev çabucak dağılır. Kaplamalardaki paslı çivilerden çatlaklar görülmeye başladı. Evlerin d “öşeme tahtalarını bir toz katı kaplamıştı ve bu tozu, yalnız fare, gelincik ve kedi izleri bozuyordu. Bir gece rüzgâr, saçaklardan birini sökerek yere attı; sonradan esen bir rüzgâr, sökülen saçağın deliğinden içeri sokuldu, önce üç tahta, sonra bir sürü tahtalar kaldırdı. Öğle güneşi, açılan delikten içeri giriyor, döşemenin üzerinde parlak bir nokta bırakıyordu. Yabanîleşen kediler, geceleri tarlalardan gelerek içeri giriyorlardı, artık kapının eşiğinde miyavlamıyorlardı. Ayın önünden geçen bir bulutun gölgesi gibi dolaşıyorlar, fare yakalamak için odalara girip çıkıyorlardı. Ve rüzgârlı gecelerde kapılar vuruyor,
“Traktörün tesviyeli yüzeyleri, çekme gücü, mazot yakan silindirin çıkardığı gürültü; ama bu, onun traktörü değildi. Traktörün arkasından parlak diskler geliyor, bıçaklarıyle toprağı kesiyor, yarılmış toprağı sağa atarak ve orada ikinci bir bıçakla kestikten sonra sola iterek toprağı sürmüyor, ameliyat ediyor; yarılan toprağın cilaladığı kesici bıçaklar parlıyor... Bu disklerin arkalarından demir dişleriyle tırmıklar geliyor, toprakları kırıyor ve düzlüyor. Tırmıkların arkasında uzun tohum atma makineleri var. Dökümhanede kalkmış eğri on iki demir penis., dişliler yoluyle orgazm olan, metodik olarak, heyecanlanmadan, düzenle ırza geçen mekanizmalar... Şoför, demir sandalyesinde oturmuştur ve önceden aklından bile geçirmediği düz çizgilere, sahibi olmadığı ve sevmediği traktöre, kendisini aşan güce bakarak koltukları kabarmaktadır. Artık ürün yetiştiği ve hasat edildiği zaman, hiç kimse sıcak bir toprak parçasını eline alıp, onu parmaklarından aşağı akıtamayacak. Kimse ne tohuma elini sürecek, ne de büyüsün diye hırsla başında bekleyecek. İnsanlar yetiştirmedikleri şeyleri yiyecekler. Ekmekle aralarında bir ilişki kalmayacak. Toprak, demirin altında eziliyor ve demirin altında yavaş yavaş ölüyor. “Çünkü toprak, artık ne seviliyor ve ne de “lanetleniyor; artık ona ne dua eden ve ne de küfreden var.”
“Bunca şevkle tutunmaktan hayata, Serbest kalmış korkudan, ümitten, Kaçar ve şükrederiz tanrılara; Bu lütuf geldiyse hangisinden. Bir canlı sonsuza dek ömür sürmez Ölü adam hiçbir zaman dirilmez En yorulmuş nehir bile dinlenmez Denize ulaşmadan salimen”
Reklam