yani, insan bir savaş alanıydı. ceket, gömlek, pantolon ya da etek giymiş, kravat takmış, tıraş olmuş, kokular sürmüş bir savaş alanı. gülümseyen bir savaş alanı. öpen hatta, okşayan, konuşan, susan, çiçekler alıp çiçekler veren bir savaş alanı...
böyle olayların olmasının olasılığı neydi acaba? binde bir? milyonda bir? milyarda bir? böyle bir şey asla hesaplanamazdı. işte hayatın en güzel tarafı da buydu; her şey olabilirdi, her ne kadar olasılıksız olursa olsun olabilirdi, olasılık dışı olan bir olay mutlaka olurdu.