Eksik Parça Yayınları aracılığı ile okura ulaşan Ruhban, Ozan Ertürk’ün bilimkurgu türünde yayımladığı ilk kitabı olma özelliğini taşıyor. Ruhban’ın bu tür içerisinde yer edinirken “Yeni Çağ Mitolojisi” alt başlığını kullanması, içerik hakkında ciddi ipuçları barındırıyor. Kitap, varoluşu iki ayrı gezegende işleyerek ilerlerken, üzerinde yaşadığımız gezegenin doğumundan bugüne değin geçirdiği sancılı süreçleri çeşitli yaşantılar üzerinden sunuyor. Diğer yandan Ruhban denilen bir “oluş” aracılığı ile ilginç bazı fikirlerle de tanıştırıyor bizleri. Bu gizemli gezegende yaşayan canlı formlarının tek bir varlık bilincinde vücut bulması (Ruhban ismiyle tanımlanıyor), akıllara “mistik/aşkın” fikirlerin dünyasını getiriyor. İşte Big Bang’ten beri yaşanan keşmekeşin bambaşka bir pencereden anlatısı ile böylece tanışmış oluyoruz.
Tanrısal bir elin dokunduğu farklı hayatları tadımlarken, metafiziksel söylevleri yücelten romanın ana fikri ise konuya hâkim kimseler için tanıdık görünüyor. Dünya’daki insanlarla iletişime geçmeyi başaran Ruhban, yardımsever bir tümel bilinç ile hem insanı deneyimliyor hem de onlara yardım etmenin derdini çekiyor. Ruhban kendince kadim bilgiler ışığında gezegenimizde doğarken, aslında defalarca kez bölünüyor. Ancak bu bölünmüşlük gerçek bir ayrılıktan ziyade daha büyük bir amaç için organize bir kolektifliğin çalışması şeklinde çıkıyor karşımıza.
Mitolojik tasvirlerle işlenen giriş cümleleri ilgi çekici olsa da, karamsarlık çizgisindeki mizahi karakterlerin yer yer dengesinin bozulması okuyucunun yüreğini ağzına getiriyor. İnsan türünün bedensel ve bilişsel gelişimiyle ilgili olarak anlatıda girişilen felsefi dayanakların kimi okurları cezbedeceğinden şüphe yok. Geliştirilen bu şiirsel yapı, söylenmek istenen alt metinlerin okura doğru hızda
Özlem Ertan, 14 Eylül 2021 Evrensel Gazetesi yazısından.
evrensel.net/haber/442576/ya...
Ozan Ertürk’ün yazdığı "Ruhban", kurgusu ve konusuyla ilginç bir roman. Alt başlık olarak belirlenen “Yeni Çağ Mitolojisi” tanımına uygun bir eser olduğunu da rahatlıkla söyleyebilirim. Metafiziksel ve efsanevi bir tarafı da bulunan "Ruhban"ın temelinde evren ve iki gezegen var. Bunlardan biri insan neslinin ortaya çıkıp geliştiği Gaia yani dünya, diğeri ise evrenin farklı bir noktasındaki Büyük Gezegen. Dünyanın işleyişi bildiğimiz gibi, uzak gelecekte Güneş’ten kopup uzaklaşmış ve kendi ekseninde dönerken soğuyup yüzeyi yaşamın ortaya çıkışına uygun hale gelmiş. Bitkiler, hayvanlar, insanlar doldurmuş Gaia’nın dağlarını, ovalarını.
Büyük Gezegen’in durumu ise biraz farklı: Oradaki canlı formu birleşip tek bir varlık oluşturmuş. Daha açık bir ifadeyle oradaki canlıların hepsi tek bir varlık, tek bir bilinç ve adı da Ruhban. Zamanın bir noktasında ilginç bir şey meydana geliyor: Ruhban, dünyada yaşayan bazı insanların kimyasal tepkimeler sonucunda bilinçsizce yaptıkları çağrıları alıp yeryüzüne geliyor ve ona seslenen insanların bedenine giriyor. Ruhban insan yaşamını ve duygularını tecrübe ederken, dünyada bazı şeylerin değişmesine de sebebiyet veriyor. İstemsizce Ruhban’ı çağıranlar arasında “cadı”lık suçlamasıyla yakılmaya götürülen albino bir kız, hapiste kendisine saldıranlara direnen bir adam ve akıl hastanesinde çoklu kişilik bozukluğu tedavisi gören Girard adındaki balıkçı da var. Peki, Ruhban tüm bu insanların bedeninde hangi tecrübeleri edinecek ve neleri değiştirecek? Ruhban, Gaia’nın yani dünyanın ilgisini çekecek mi?
İşte Eksik Parça Yayınları’ndan çıkan ‘Ruhban’ romanının yarattığı evrende tüm bu