özge

O halde, arzulamayı arzu nesnesi olmadan değil, gerçekleşe­bilecek tatmini fazla belirgin bir şekilde hayal etmeden, kendimi­zi fantazi çerçevesinde tatmin etmekte fazla aceleci davranma­dan ve böyle bir şey yapacak olursak da o yolla erişilen tatminle­re ironiyle yaklaşma kapasitesine sahip olarak düşünmeliyiz.
Sayfa 120
Reklam
Freud'un "birincil süreç düşünce" tabir ettiği aşamada, arzu yerine getirilmiş gibi algılanıp memnuniyet verici bir biçimde belirir; "ikincil süreç düşünce" aşamasındaysa gerçekler göz önüne alınır. "Ruhsal Olayların İki İlkesi Üzerine Formülasyon­lar" başlıklı yazısında Freud şöyle der: "Bilinçdışı (baskılanmış) süreçlerin en tuhaf özelliği gerçeklik testini bütünüyle gözardı etmelerinden kaynaklanır haz-beni dilemekten başka bir şey yapamaz; gerçeklik-beninin de yararlı olan için çabalamaktan ve kendini yıkıma karşı koruma altına almaktan başka bir şey yap­ma görevi yoktur." Bilinçdışı fantazi dünyasında yaşayan "haz­ beni" her tür bilgiyi haiz tatminkar bir hedonist, "gerçeklik-beni" ise bir pragmatisttir. Bir başka deyişle, tatmin her zaman için fantazi dünyasında zaten gerçekleşmiş olur. Dolayısıyla, en azından bilinçdışı düz­lemde, tatminlerimizden daha emin olduğumuz başka bir şey yoktur. Diğer bir deyişle, Freud yaşayacağımız tatminin sürpriz olmaması için ne kadar çok çaba sarf ettiğimizi belirtir.
Sayfa 116
Freud'un tasavvurlarından birine göre, bizler kendi kendine yetmeye ve kendinden memnun olmaya meyleden ama başkalarının varlığına bağımlı olduğumuzu kabul etmeye zorlan­mış varlıklarız. Bu çerçevede, doğamıza karşı gelmek bizim do­ğamızda vardır. Başkalarına duyduğumuz gereksinim bir nevi ye­nilgi ya da şartlı teslimdir: Teslimiyet bizim için kabul edilmesi en zor şeye dönüşür.
Sayfa 112
Ben denilen kurmaca karakter, söz konusu dürtüleri bastırırken istisnai bir alimi mutlaklığa sahiptir. Sözümona güvence altındaki bu kimliği neyin altüst edebileceğini gayet net biliyor gibidir. Hem kimliğinin ve hatta arzunun doğasını hem de bu iki­si arasında bir temas ya da geçiş yaşanırsa neler olabileceğini şa­şırtıcı bir epistemolojik keskinlikle biliyormuş gibidir. Öngörüsü değişim veya zenginleşmeden ziyade facia yaşanacağı yönünde­dir. İnsan ancak bir durumdan kurtulamadığı, çıkıp gidemediği takdirde ne olacağını bildiğini düşünüyorsa çı­kıp gitmeye kalkışır. Yani hayatta kalmak için zaruri de olabilen çıkıp gitme isteği, pek çok şeyin yanı sıra kolaylıkla bir tür alimi mutlaklık addedilebilir. Neyin içinde olduğumuzu anlamadan çı­kıp gitmek isteriz. Bu durumun en uç örneğine fobi diyoruz.
Sayfa 104
Mesela psikanaliz seanslarında, insanların yaşadıkları deneyimleri anlatırken yaşayamadıkları deneyimlerden bu kadar çok bahsetmeleri ve mahrum kaldıkları şeyler hakkında bu denli otoriter, tutkulu ve kendinden emin bir tavırla konuşmaları bana çarpıcı geliyor. Örneğin bir erkeğin ya da kadının, eşinde nelerin eksik olduğunu ve söz konusu eş belli açılardan değişecek olsa hayatlarında nasıl farklılıklar yaşanaca­ğını bilmesi sık rastlanan bir durum. Benim kanaatim şu yönde: Deneyimlediklerimizden ziyade deneyimlemediklerimiz hakkın­da bilgi sahibi olduğumuzu düşünerek yaşıyoruz.
Sayfa 101
Reklam