özge

Ulus­ devlet sadece şiddet vasıtasıyla ayakta kalabiliyorsa, bir şeyler örneğin ifade ve düşünce özgürlüğü- ihlal edilmiş demektir, fa­kat onları kim cezalandırabilir? Ya da başlarına ne gelse cezalan­dırılmış hissederler? Yaptıkları yanına kar kalmış olanlar yargı­lanmalarına yol açacak değer yargılarını değiştirirler.
Sayfa 85
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Amerikalı düşünür John Searl'ün, Freedom and Neurobiology (Özgürlük ve Nörobiyoloji) adlı kitabındaki değer­lendirmeye kulak kabartmakta fayda var: Ulus-devletin toplumun kolektif sadakat odağı mertebesine yük­selmesi, geçtiğimiz son birkaç yüzyılın en hayret verici kültürel gelişmelerinden biridir. Örneğin insanlar Amerika Birleşik Dev­letleri, Almanya, Fransa ya da Japonya için savaşıp ölmeye gö­nüllüyken, aynı şeyi Kansas Eyaleti veya Vitryle-François için yapmaya gönüllü olmaz. Peki hükümetlerin bu yaptıkları nasıl -tabiri caizse- yanları­na kar kalır? Yani hükümet statü işlevine sahip diğer mercilerin üstünde bir statü işlevini nasıl korur? Bu sorunun cevaplarından belki de en önemlisi, hükümetin organize şiddet tekelini elinde bulundurmasıdır. Dahası, polis ve silahlı kuvvetlerin kontrolü hükümetin elinde bulunduğundan hükümet belli bir alanı şirket­lerin, kiliselerin ve kayak merkezlerinin kontrol edemeyeceği biçimde kontrol edebilir. Toprağın kontrolü ile organize şiddet tekelinin birleşimi, hükümeti rekabet halindeki statü işlevi sis­ temlerinde mutlak iktidara kavuşturur.
Sayfa 84
Freud'un belirttiği gibi, çocuğun anne babasına söylediği ilk başarılı yalan -ebeveynlerinin onun zihnini okuyamadıklarını ve dolayısıyla da alimi mutlak varlıklar olmadıklarını kendine kanıtladığı an- ba­ğımsızlığının ilk anıysa, aynı zamanda terk edilmişliğiyle de yüz­leştiği andır bu. Önünde olasılıkların mahremiyeti açılmış olur.
Sayfa 77
Aşk söz konusu olduğunda bilgi işe yaramaz; aşkta or­taya çıkan, insanın arzuladığı ama neyi arzuladığı konusunda hiçbir fikrinin olmadığıdır. Ya da belki Proust'un bizi ikna etmek istediği üzere, bu tür bir bilme arzusu içten içe daha maksatlı ve kötücüldür; başkası hakkında farkında olmadan bilmek istediği­miz şey, bizi ona duyduğumuz arzudan kurtaracak olan şeydir. Bu durumda, birinin girdisini çıktısını bilmemek ya da kavraya­mamak arzunun korunması tasarısının önemli bir parçasıdır.
Sayfa 69
Mazoşist, "Beni terk etmediğin sürece bana istediğini yapabilirsin (hatta bana yaptıkların ne kadar kötüyse beni terk edemeyeceğini o kadar iyi bilirim)" der ve sadist de, "Sana ne istersem yaparım çünkü beni asla terk etmeyeceğini ikimiz de biliyoruz (hatta sana ne istersem yapmam asla terk edemeyeceğinin kanıtıdır)" der.
Sayfa 61