Amerikalı düşünür John Searl'ün, Freedom and Neurobiology (Özgürlük ve Nörobiyoloji) adlı kitabındaki değerlendirmeye kulak kabartmakta fayda var:
Ulus-devletin toplumun kolektif sadakat odağı mertebesine yükselmesi, geçtiğimiz son birkaç yüzyılın en hayret verici kültürel gelişmelerinden biridir. Örneğin insanlar Amerika Birleşik Devletleri, Almanya, Fransa ya da Japonya için savaşıp ölmeye gönüllüyken, aynı şeyi Kansas Eyaleti veya Vitryle-François için yapmaya gönüllü olmaz. Peki hükümetlerin bu yaptıkları nasıl -tabiri caizse- yanlarına kar kalır? Yani hükümet statü işlevine sahip diğer mercilerin üstünde bir statü işlevini nasıl korur? Bu sorunun cevaplarından belki de en önemlisi, hükümetin organize şiddet tekelini elinde bulundurmasıdır. Dahası, polis ve silahlı kuvvetlerin kontrolü hükümetin elinde bulunduğundan hükümet belli bir alanı şirketlerin, kiliselerin ve kayak merkezlerinin kontrol edemeyeceği biçimde kontrol edebilir. Toprağın kontrolü ile organize şiddet tekelinin birleşimi, hükümeti rekabet halindeki statü işlevi sis temlerinde mutlak iktidara kavuşturur.