-sürprizbozan içerir-
gün geçtikçe düşüncelerimin daha fazla netlestiğini fark ettim. bu kitabı ilk okuduğumda doğa betimlemeleri, doğanın tanımlanış biçimi çok etkilemişti. ilk etapta bu büyüleyici yöne tutundum. benim için çok etkileyici bir kitap olmuştu ve gerçekçi yanlarına odaklanmamı engelleyecek kadar büyük bir ışık vardı. ışığın arkasına odaklanamıyordum.
daha sonra çok değer verdiğim bir arkadaşım kitabı okudu ve düşüncelerini benimle paylaştı. ona göre evli olan lotte'ye ilgi duyup lotte'yi zor durumda bırakan ağlak bir bebekti werther. kendini çok alçaltıyordu, aşıktı evet ama kendinden çok ödün veriyordu.
werther, yaşamının yoruculugundan, anlamsızlığından, kendi içindeki boşluk duygusundan uzaklaşmak amacıyla kasaba benzeri bir yere yerleşiyor. ilk başlarda geldiği yerde tadamadığı kadar güzel bir doğayla karşılaşıyor. doğanın ürün verişi, çocukların şen neşesi, doğanın bir resmini çizmeye başlıyor. kitabın başlarında içindeki boşluk duygusunu doğayla doldurduğunu görüyoruz. ileriki sayfalarda lotte'yi tanımaya başlıyor. ve benim çıkarımıma göre doğayı bir araç haline getirip lotte'yi hayatının merkezine koyuyor. belki de yaptığı hata bir başkasını hayatının merkezine koymak istemesindedir. lotte'den almayı beklediği karşılığı alamayınca da bu onun yıkılışı oluyor. intiharı seçiyor. iki şekil intihar vardır. seçim ve şartların getirdiği. birincisini seçtiğini düşünüyorum. ve werther, her ne kadar seni savunmak istesem de lotte'ye mektubunda "bana ölümün sarhoşluğunu tarttıracak olan o soğuk ve korkunç kadehi elime alıyorum. onu bana sen uzatıyorsun, ben de alırken hiç duraklamıyorum." demendeki amacı çözemiyorum. oysa hayatının merkezinde olmak isteyen lotte değildi. olmayan bir statü oluşturup lotteyi oraya yerlestiren sendin. onun orada olmayışını