özge

antropolojide eril bakış
Güneybatı Kamerun'da yaşayan Bakweri kadınlarının erginleme ayinlerinde uzun süre orman içerisinde tecrit bir yaşam sürdürdükleri "denizkızı kültü"nün kadınlar ve erkekler için taşıdığı farklı anlamlara işaret eden Ardener, erkekler için bunların genç kızın "yabanlık"tan, doğadan (kadınların ekip biçtiği, köy sınırları dışındaki ormanlar) kurtarılarak evliliğe uygun hale gelmesini simgelediğini söylemektedir. Oysa kadınlar açısından, orman, yaban değil, kadın geçim üretiminin evcilleştirilmiş alanıdır. (Akt. Bowie, 2000)
Sayfa 161
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Birçok antropolojik çalışma, köylü topluluklarda ani bireysel zenginleşmeyi kuşkuyla karşılayarak, zenginleşen kişiyi servetini yeniden dağıtıma sokmaya yöneiten dedikodu, büyücülük suçlaması vb. tes­viye edici mekanizmalara dikkat çekmiştir. Antropolog George Foster ise, Orta Amerika köylülüğü üzerine çalış­malarında köylü dünya görüşünü irdelerken, köylülerde evrende her türlü iyi şeyin (sağlık, servet, mutluluk) sınırlı olduğu, bunlardan fazla miktarda yararlananların başkala­rının sağlığını, mutluluğunu, zenginliğini vb. engellediği yolundaki inanışa (sınırlı mal imgesi) dikkati çekerek, onların temelde tutucu ve bireyci olduklarını öne sürer.
Sayfa 109
Meillassoux, Mbuti Pygmyleri, Güney Amerika yerlileri ve Afrika kabile toplumlarından ampirik örneklere dayan­dırdığı Femmes, greniers el capitaux'da emek nesnesi olarak toprak ile, emek aracı olarak toprak arasında bir ayrım yapmakta, ilkinin dogal ürünlerin dogrudan temellükü­ne dayanan toplayıcı-avcı toplumların karakteristik bir özelligi oldugunu ve tutunum/süreklilik gerektirmeyen toplumsal ilişkileri biçimlendirdigini söylemekteydi. Ger­çekten de toplayıcı-avcı toplumlarda kadınlar ve erkek­ler belirli "akrabalık" formlarına ve/veya kurallarına tabi olmaya zorlanmaksızın farklı takımlar arasında serbestçe yer degiştirebilmekteydi; çocuklar, ana-babalarından zi­yade takıma aitti, bakımları ebeveynlerinin, hatta büyük ebeveynlerinin ilişkili oldugu takımların mensuplarınca üstlenebiliyordu. Meillassoux'nun "emek aracı olarak toprak" kavram­sallaştırması ise, insan enerjisinin emek sürecinde başat oldugu, hemen tüketil(e)medigi için denetlenmesi ge­reken toplumsal bir ürünün, yani "hasadın" söz konusu oldugu, bu nedenle daha istikrarlı grup yapıları gerekti­ren "çapa/bahçe-tarımcısı (hortikülıüralist)" toplurnlara işaret etmektedir. Meillassoux, bu tip toplumlarda emek­ gücü kritik bir unsur haline geldiginden, kadınların üre­me potansiyelinin denetim altına alınması geregini vurgu­lamak ta, bu denetimin akraba grubu ya da kabilenin yaşlı erkeklerince üsılenildigine işaret etmektedir. Böylelikle grubun yaşlı erkek üyeleri bir yandan toplumsal ürünün üretim ve dagılımının kooperatif örgütlenmesi, bir yandan da kadınların farklı gruplar arasındaki mübadelesi yoluy­la toplumsal yeniden-üretim/ürernenin denetimi işlevini stlenmektedir. Meillassoux'nun bu açıklaması, özellikle ata-yanlı/baba-yerli soy gruplarında kadınların edilgen ta­kas nesnelerine indirgenişi
Sayfa 164
Örneğin New York yakınında yaşayan Iroquislerde kadın­ların siyasal ve ayinsel önderliği, Lewis Henry Morgan'dan başlamak üzere pek çok antropologun dikkatini çekmiş­tir. Anayerli uzun evlerde, kadın akrabaların kocalarıyla birlikte yaşadığı Iroquis'lerde hangi erkeğin haneye dahil olacağı, üretimin ve çatışmaların denetimi, yaşlı kadınla­rın elindeydi. Savaş önderliği erkeklerin elindeki bir görev olmasına karşın, anasoyundan geçerdi ve şefler kadınların denetimindeydi.
Sayfa 165
Feminist antropolojinin hedef tahtasına yerleştirdiği eril-merkezci klişelerden bir başkası da, "avcı erkek/top­layıcı kadın"dır. Avcılığın simgesel yükünün abartılması­nın kadını kültürel alanın dışına sürme işlevi gördüğünü iddia eden feminist antropologlar, erkek ile kültür/uy­garlığı, kadın ile doğayı özdeşleştirerek dikotomiler (ikili zıtlıklar) halinde kurgulayan kültürel dizilimleri de eleş­tiriye tabi tuttular. Bunların, kadın ile erkeğin toplumsal rolleri arasındaki kültürel olarak biçimlenmiş farklılıkların biyolojikleştiriterek doğallaştırılmasını, dolayısıyla cinsiyetler arasındaki eşitsizlikleri meşrulaştırdığını öne sürdüler.
Sayfa 161