özge

Yaşamını bir saat gibi kuruyorsun, sanki kendini kaybet­memenin, tamamen dibe batmamanın en iyi yolu kendini gü­lünç işlere vermek, her şeyi önceden kararlaştırmak, hiçbir şe­yi rastlantıya bırakmamakmış gibi. Yaşamın, tıpkı bir yumur­ta gibi dışa kapalı, pürüzsüz, yuvarlak olsun; hareketlerin her şeyi senin adına kararlaştıran, seni sana rağmen koruyan de­ğişmez bir düzen tarafından saptansın.
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
BiR iNEK GİBi, bir istiridye gibi, bir fare gibi özgür! Ama fareler uyuyabilmek için saatlerce çırpınmazlar. Sıçrayarak, paniğe kapılarak, ter içinde uyanmazlar. Düş gör­mezler, hem sen düşlerine karşı ne yapabilirsin ki?
Sayfa 73
Keşke insan türüne ait olmak, o dayanılmaz ve sağır edici gürültüyü de beraberinde getirmeseydi; keşke hayvanlar ale­minden çıkıp aşılan o birkaç gülünç adımın bedeli, sözcükle­rin, büyük tasarıların, büyük atılımların o dinmek bilmeyen hazımsızlığı olmasaydı!
Sayfa 30
Sen bir aylak, bir uyurgezersin, bir istiridyesin. Tanımlar saatlere, günlere göre değişiyor ama taşıdıkları anlam az çok belli: Yaşamanın, harekete geçmenin, bir şey yapmanın pek sana göre olmadığını hissediyorsun; sadece sürüp gitmek isti­yorsun, sadece bekleyişi ve unutuşu istiyorsun.
Sayfa 18
Bir şeyler kırılıyordu, bir şeyler kırıldı. Kendini -nasıl demeli?- dayanıklı hissetmiyorsun artık: Sana bugüne kadar güç veren -öyle sanıyordun, öyle sanıyorsun-, yüreğini ısıtan şey, varoluş duygun, neredeyse önemli olduğun duygusu, dünyaya bağlanma, dünyada kalma duygusu eksikliğini his­settirmeye başlıyor.
Sayfa 16