Bachofen insanlığın tarihte bir dizi gelişimsel aşamadan geçtiğini öne sürdü. İlki, kabaca (hayli anarşik ve kaotik bir başlangıçtan sonra), Das Mutterrecht, yani kadınların güç, saygı ve onuru ellerinde tuttuğu poliamori (bütün tarafların rızasıyla birden fazla ilişkinin aynı anda yaşanması) ve rastgele cinsel ilişkiler hakimdi ve babalık belirsizdi. İkinci aşama bir geçiş süreci olan ve başlangıçtaki anaerkil temellerin tersine çevrildiği ve gücün erkeklerin eline geçtiği Dionisyen dönemdi. Üçüncü aşama ise bugün hala süren Apolloncu aşamaydı. Ataerkillik hakimdir ve kadın sadece bir erkeğe aittir. Bachofen'ın fikirleri, destekleyecek tarihsel veriler olmamasına rağmen, belli çevrelerde derin bir etki yarattı. Örneğin Marija Gimbutas adında bir arkeolog 1980'lerde ve 1990'larda, Neolotik Avrupa'nın huzurlu bir tanrıça ve kadın merkezli kültürle biçimlendiğini iddia etti. Bu kültürün istilacı hiyerarşik savaşçı kültürü tarafından yerinden edilip bastırıldığını ve bunun modern toplumun temelini oluşturduğunu iddia etti. Sanat tarihçi Merlin Stone aynı tezi Tanrılar Kadınken adlı kitabında savundu. Bu arketipik/mitolojik fikirler dizisi, 1970'lerin feminizminin, kadın hareketinin ve anaerkil çalışmalarının teolojisinin kilometre taşlarına dönüştü.