özge

Marksist fikirler entelektüel ütopyacılara çok cazip geldi. Kızıl Kınerler dehşetinin başlıca mimarlarından biri olan Khieu Samphan, Sorbonne'da yaptığı doktoranın ardından, 1970'le­rin ortasında Kamboçya'nın sembolik başkanı oldu. Samphan 1959'da yazdığı doktora tezinde, Kamboçya şehirlerinde çift­çilikle uğraşmayan kişilerin yaptığı işlerin verimsiz olduğunu savundu; bankacılar, bürokratlar ve iş adamları topluma hiçbir şey katmıyordu. Aksine tarım, küçük endüstri ve zanaatla üre­tilen hakiki değerin asalaklarıydılar. Samphan'ın fikirleri ona doktorluk unvanını veren Fransız entelektüeller arasında büyük takdir topladı. Samphan, Kamboçya'ya dönüşünde teorilerini uygulamaya koyma imkanı buldu. Kızıl Khmerler, Kamboçya şehirlerini tahliye ettiler, sakinlerinin tamamını taşraya sürdüler, bankaları kapattılar, nakit para kullanımını yasakladılar ve bütün piyasaları ortadan kaldırdılar. Kamboçya nüfusunun dörtte biri taşrada, ölüm tarlalarında, ölesiye çalıştırıldı.
Sayfa 398
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Muruganantham, Simpson ve Haas kadınları bastırdı mı yoksa onları özgür mü bıraktı? Peki ya doğum kontrol hapını icat eden Gregory Goo­dwin Pincus? Bu pratik, aydın ve ısrarcı adamlar, nasıl kısıtlayıcı bir ataerkilliğin parçası olabilirler? Neden gençlerimize inanılmaz kültürümüzün erkek baskısı­nın bir sonucu olduğunu öğretiyoruz?
Sayfa 397
Üst kalite kadın avukatların çoğu otuzlarına geldikleri za­man, zorlu ve baskı yaratan işlerini terk ediyorlar. ABD'nin en büyük iki yüz hukuk firmasının sermaye ortaklarının sadece %15'i kadın. Kadın ortaklar ve kadrolu avukatlar çok olsa da bu sayı son on beş yılda pek değişmedi. Ayrıca nedeni hukuk firmalarının kadınların kalıp başarılı olmasını istememesi de değil. Kronik bir kusursuz insan açığı var ve hukuk firmaları cinsiyete bakmaksızın onları ellerinde tutmak için çabalıyor. Ayrılan kadınlar, onlara biraz zaman bırakacak bir iş -ve bir hayat- istiyorlar. Hukuk fakültesi, staj ve işte birkaç seneden sonra, başka ilgi alanları geliştiriyorlar
Sayfa 390
cinsiyet sosyal bir yapı değildir
Erkek çocuklar, modern dünyada acı çekiyorlar. Kızlardan daha az itaatkar -olumsuz anlamda- ve daha bağımsızlar -olumlu anlamda- ve üniversite öncesi eğitim kariyerleri boyunca bu yüzden eziyet çekiyorlar. Daha az uysal (uysallık burada şefkat, empati ve çatışmadan kaçınınayla bağdaştırılan bir kişilik özel­lşği) ve anksiyete ve depresyona daha yatkınlar; en azından her iki cinsiyet de ergenliğe girdikten sonra. Oğlan çocukların ilgisi kızlara, kızlarınki insanlara yöneliyor. Çarpıcı bir şekilde, biyolojik faktörlerin şiddetle etkilediği bu farklılıklar, en çok, cinsiyet eşitliğinin en çok zorlandığı İskandinav toplumlarında belirgindir. Bu, gittikçe daha yüksek sesle, cinsiyetin sosyal bir yapı olduğunda ısrar edenlerin beklentisinin tam tersidir. Cinsiyet sosyal bir yapı değildir. Bu bir tartışma konusu değil. Veriler ortada.
Sayfa 386
Thomas Huxley (1825-95), Britanya Parlamentosu'na insanlığın okyanusları tüketmesinin neredeyse imkansız olduğunu söyle­diğinde 1800'lerin başıydı. Okyanusların üretme gücü, Hux­ley'nin saptayabildiği kadarıyla, insanın en şiddetli yağmasıyla bile mukayese edildiğinde, çok büyüktü. ... Kusurlu da olsa hayat ağını anlamamıza imkan veren kav­ramsal alet ve teknolojileri daha yeni geliştirdik. Sonucunda yıkıcı davranışımızın farazi öfkesi için birazcık sempatiyi hak ediyoruz. Bazen yaptıklarımızı yapmamamız gerektiğini bilmiyo­ruz. Bazen de biliyoruz ama henüz herhangi bir pratik alternatif oluşturabiimiş değiliz. Sonuçta hayat insan türü için bugün bile kolay değil ve sadece birkaç on yıl öncesine kadar insan tü­rünün büyük çoğunluğu açlıktan ve hastalıktan kırılıyordu ve okuryazar bile değildi. Ne kadar varlıklı da olsak (varlık her yerde gittikçe artıyor) parmaklarımızla sayılabilecek birkaç on yıldan daha fazla yaşayamıyoruz. Şu anda bile en az bir üyesi ciddi bir hastalık çekmeyen talihli aile sayısı çok azdır ve hepsi eninde sonunda bu sorunu yaşayacaklar. Savunmasızlığımız ve kırılganlığımıza rağmen elimizden gelenin en iyisini yapmaya çabalıyoruz ve gezegen bize bizim ona davrandığımızdan daha kötü davranıyor. Kendimize biraz rahat vermeliyiz
Sayfa 384