1/10
·156 syf.··
Beğendi
·
2026 77. kitabı
Çürümenin Estetiği.... Bazı figürler toplumun entelektüel çölleşmesinin, estetik yoksulluğunun ve manevi iflasının en net aynasıdırlar. Karşımızda duran Sevda Türküsev portresi, bir fikir insanı ya da bir yazarın çok ötesinde; kutuplaşmadan beslenen, hınçtan (ressentiment) güç alan ve "değerleri" birer ticari mal gibi pazar tezgahına süren modern bir illüzyondur. Bir yazarın dili, onun zihin dünyasının sınırlarını belirler. Türküsev’in diline baktığımızda gördüğümüz tek şey; edatlarla bağlanmış nefret kırıntıları, bağlaçlarla yamalanmış magazinel dedikodular ve ünlemlerle şişirilmiş bir "ahlakçı" kibridir. Friedrich Nietzsche’nin "Pazar yerindeki sinekler" (1) dediği o gürültülü güruhun başını çeken bu zihniyet, hiçbir zaman bir "fikir" inşa edememiş; sadece mevcut öfkeleri bir araya getirerek bir kariyer gökdeleni dikmiştir. Bu gökdelen, rasyonel bir eleştirinin ilk rüzgarında yıkılacak kadar kumdan yapılmıştır. Dervişin fikri neyse zikri odur; peki bir insanın zikri sürekli başkalarının "bacakları", "çapkınlıkları", "yatak odaları" ve "uçkur hikayeleri" ise, o fikrin içinde hangi karanlık mahzenler gizlidir? Türküsev’in "muhafazakarlık" kalkanı altına gizlediği şey aslında safi bir röntgenciliktir. Başkalarının günahlarını bir cerrah titizliğiyle (!) deşerken duyduğu o gizli iştah, aslında bastırılmış bir hayranlığın ya da yaşanamamış bir hayatın intikamı mıdır? Charles Bukowski’nin o "hiçbir parfümün örtemeyeceği ekşi koku" (2) diye tarif ettiği şey tam olarak budur. Sürekli ahlak diyenin zihninde sürekli ahlaksızlığın dönmesi, bir psikiyatrik vakadır, edebi bir duruş değil. Bu kadın, toplumun namus bekçiliğine soyunurken, aslında o toplumun en alt tabakadaki "dikizleme" dürtüsünü estetize ediyor. Bu muhafazakarlık değil, "ahlak soslu bir
Muhafazakar ÇapkınlarSevda Türküsev · Akis Kitap · 200431 okunma
Hissettir...
7/10
·208 syf.··
Beğendi
·
2015 1. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 05 Ocak 2015 00:00
Yaklaşık 10 yıl önce okuduğum bi kitap… kitaplığıma bakarken gözüme çarptı ve paylaşmak istedim. Çünkü bana hissettirdikleri güzeldi… sevgi de öyle değil mi? Hissetmediğiniz bi sevginin ne önemi olur? Sorsanız herkes çok sevdiğini söylüyor ama kendinize sorun bakalım. Hissedebiliyor musunuz? Kitap şöyle başlıyor; —— “annelerin ölümsüz olduğu bi gezegende yeniden doğmak istiyorum. Melekler ölümsüzdür…” Ve kitap şöyle bitiyor; —— “Hakkını helal et Özgecan, seni onlardan koruyamadık. Kadına kaldırdığınız elin, günü gelince müsait bir yerinize girmesi dileğiyle…” Ve bazı güzel alıntılar paylaşmak istiyorum: —— “İnsanın kalbi kendine ağır gelir mi? Geliyor işte.” (Syf 21) —— “Sen benim kalbimin kafası güzel haliydin.” (Syf 30) —— “Ve sen sen ol,asla bi kadının keşkeleri olma… iyikileri varken… varken yok olma.” (Syf 63) —— “Ve kadının gidişi bile şiir gibiydi, adam onu yazmadan edemezdi.” (Syf 88)
Bana Seni Seviyorum Deme HissettirMiraç Çağrı Aktaş · Dokuz Yayınları · 20144,984 okunma
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Güneşi (kadınları)söndürmeyin
9/10
·288 syf.··
Beğendi
·
2025 28. kitabı
İyi akşamlar 1k ailem "Son olarak Özgecan Arslan'dan, Sule Çet'ten, Emine Bulut'tan Güleda Cankel'den, Ceren Özdemir'den, Hazal Tektaş'tan, Pinar Gültekin'den, Pelin Ceylan'dan ve adlarını buraya sığdıramadığım ülkemin koruyamadığı bütün kadınlarımızdan, özür dilerim. Güneşi Söndürmeyin sizler için yazıldı." Bu sefer size kitabın son sayfasındaki satırlarla inceleme yazmaya başlamak istedim. Ülkemde ve dünyada şuan kimbilir nerede bir kadın eşi ,oğlu ,sevgilisi, babası ya da hayır dediği bir adam tarafından katlediliyor. Güneşi Söndürmeyin kitabı öldürülen kadınlar adına yazılmış. O can alan canilerin bir şekilde cezasını çektiğini anlatıp içimize su serpen kitap da diyebiliriz. Mısra öğretmen olup atanamamış (çok fazla genç gibi ) genç kızımız babasının arkadaşıyla yaptığı sohbetle Ankara'ya gitmeye karar verir. Annesini kaybetmiş babası tekrar evlenmiş olan Mısra yeni bir şehirde yaşadıklarıyla öyle bir yola giriyor ki off ki offf diyorum. Kitabı okurken sayfaları çevirme hızınıza şaşıracaksınız. Konunun akıcılığı yanında anlatımı size zamanı unutturacak.(Şahsen bende öyle oldu ) Kitabı anlatmak istemiyorum. Lütfen bu kitaba bir şans verin ve okuyun . Kadınlar sesinizi çıkarmadığınız her an sizi ezebileceğini düşünen şiddetin boyutunu arttıran erkekler olacağını asla unutmamanız dileğiyle. Kitapla ve dostça kalın sevgimdesiniz.
Edebiyat
Güneşi Söndürmeyinİsmihan Özen · Son Sayfa Yayınları · 202318 okunma
10/10
·150 syf.··
Beğendi
·
2025 1. kitabı
Emre Coşar’ın Susturulmuş Seslerin; Ölümsüz Mektupları adlı eseri, modern Türk edebiyatında etik hafıza ve kolektif vicdan temalarını merkeze alan bir metin olarak değerlendirilebilir. Eser, klasik anlamda bir “hikâye kitabı” değil; biçimsel olarak mektup-anlatı formunda inşa edilmiş bir edebi ağıt antolojisidir. Ancak burada ağıt, yasın pasif bir ifadesi olmaktan çıkar; politik bir direniş jestine dönüşür. Coşar, susturulmuş, öldürülmüş ya da unutulmuş karakterlere —özellikle kadınlara, çocuklara, öğretmenlere, asker ve genç idealistlere— ses kazandırarak bir postmortem anlatı geleneği kurar. Bu yönüyle eser, ölümden sonra konuşan metin türünün Türkiye’deki güçlü örneklerinden biridir. Kitapta her mektup, farklı bir kurbanın sesiyle yazılmıştır: Özgecan Aslan, Eren Bülbül, Narin Güran, Münevver Karabulut, Pınar Gültekin, Aybüke Yalçın, Fırat Çakıroğlu, Soma 301… Bu sesler, metinde bağımsız hikâyelermiş gibi görünse de aslında bir polifonik bütün oluşturur. Mikhail Bakhtin’in “çok seslilik (polyphony)” kavramı burada doğrudan uygulanabilir: Her ses kendi ahlaki, duygusal ve ideolojik tonunu taşırken, tümü tek bir ahlaki evrende birleşir — unutmaya karşı direniş. Metin, anlatıcı-özne sınırını yıkar; ölümün sessizliğiyle yaşamın vicdanını aynı sahnede buluşturur. Yazar, otoriter bir anlatıcı değil, ölülere söz hakkı tanıyan bir koro yöneticisi gibidir. Coşar’ın dili yalın ama yüksektir — sade sözcükler içinde dramatik yoğunluk barındırır. Dil, retorik bir araç değil, vicdanın kendisidir. Tekrarlanan yapılar (“Siz, beni öldürdüğünüzü sandınız…”) hem şiirsel bir ritim hem de ritüelistik bir hatırlama işlevi taşır. Yazarın cümlelerinde kutsal bir öfke hissedilir. Bu öfke, duygusal patetikten çok, etik bir bilincin yansımasıdır. Coşar’ın üslubu, sözlü kültürün ağıt
Susturulmuş Seslerin; Ölümsüz MektuplarıEmre Coşar · Odessa Yayınevi · 202512 okunma
“Unutma, Hatırla, Diren…”
10/10
·150 syf.··
Beğendi
·
2025 1. kitabı
“Unutma, Hatırla, Diren…” Emre Coşar Emre Coşar’ın Susturulmuş Seslerin; Ölümsüz Mektupları adlı eseri, toprağın altından yükselen çığlıkları, yarım kalmış hayalleri ve susturulmuş canların sesini bize ulaştırıyor. Bu kitap, sıradan bir edebi metin değil; bir uyanış çağrısı, bir vicdan muhasebesi. Her sayfada, bir mezarın içinden yükselen bir mektup var. Özgecan Aslan’ın annesine seslenen satırlarında, Eren Bülbül’ün yürekli haykırışında, Aybüke öğretmenin yarım kalan dersinde ya da Soma’nın karanlıklarında boğulan 301 işçinin çığlığında okuyucuya dokunan şey sadece acı değil; aynı zamanda umut, direniş ve adalet arayışıdır. Kitap, bize basit bir hatırlatmada bulunuyor: “Eğer unutursak, sıradaki isim sevdiklerimiz olabilir.” Emre Coşar, susturulanların sesini bize taşıyarak, sessiz kalmanın aslında suça ortak olmak olduğunu hatırlatıyor. Her mektup, kalbimize dokunan birer vasiyet gibi; hem yas hem de mücadele çağrısı. Bu eser, yalnızca bir kitap değil, bir vicdan manifestosu. Okurken içiniz dağlanacak, gözleriniz dolacak, ama aynı zamanda bir şeyler yapma isteğiyle dolacaksınız. Çünkü bu satırlar, yaşayanlara yazılmadı; yaşamak isteyenlere yazıldı. Eğer adalet, vicdan ve insanlık adına bir kez olsun derin nefes almak istiyorsanız, bu kitabı elinize alın. Her satırında toprağın altından gelen bir sesin kalbinizde yankılandığını duyacaksınız.
Susturulmuş Seslerin; Ölümsüz MektuplarıEmre Coşar · Odessa Yayınevi · 202512 okunma
8/10
·200 syf.··
Beğendi
·
2025 11. kitabı
Kitabı bitirdim , bir şeyler yazmak için kalemi elime aldığımda parmaklarım zihnimden geçenleri anlatmaya yetişemedi. Ne hissedeceğimi ne düşüneceğimi bilmeden dalgalandı durdu zihnim ve kalbim … Çokça öfke ve hüzün , okuduklarımın altında ezilen kalbim , zonklayan beyin kıvrımlarım … Son derece fütürsuz , alabildiğince olabildiğince cüretkar , buram buram düzene başkaldırı … Okuması tedirgin eden , cesareti huzursuzluk veren ama samimiyeti ile beni büyüleyen @seraysahinerr ben seni çok sevdim Yeni tanıştığım , sanırım etkisinden uzun süre çıkamayacağım bu deneme türündeki kitap geçmişe selam çakarken günümüze de “manifest” bombası patlatmış … Hayatından esintilerle zenginleştirip sentezlediği bir sürü öykü aslında konunun muhataplarına sert bir tokat atıyor . Özgecan Aslan cinayetini , aşkı , cinselliği , Türk sinema tarihinden geçen Müjde Arı , Şahran cezaevinde yaşanan olaylar … Okurken “batsın bu dünya “ dedim Yakın tarihe eğlenceli anlatımıyla bir kibrit çakan bu kıvılcımın büyük yangınlara dönüşerek gözlerin ardına kadar açılması dileği ile… Verdiği mesaj çok açık aslında “Reklamı Atla , gerçeklere geç “ Okudukça anlam bulan hayatlara …
Reklamı AtlaSeray Şahiner · Doğan Kitap · 2025360 okunma