İnsanın içine ilmek ilmek işleyen, her olay örgüsünde bir İstanbul’lu olarak acaba ben Piraye olsam burda napardım diye düşüneceğiniz, aşırı etkileyici bir kitap tavsiyesi bırakmak istedim.
Kitap , Doğu Batı sentezini anlatıyor. İstanbul’lu Diş hekimliği öğrencisi Piraye’nin her sorun karşısında başı dimdik her zorluğun nasıl üstesinden geldiğine bizzat kendinizi onun yerine koyarak şahit oluyorsunuz. Ahh Piraye !
Sen ne güçlü bir kadınsın.
Bu kitap bakış açınızı değiştirecektir. Bitirdikten sonra boşluğa düşmüş gibi hissediyorsunuz. Mutlaka okunacaklar listesine girmeli “Diyarbakır… Dar bir eşikten geçip geldim sana. Huzurundayım. Hoşgörü kapını açık tut. Bil ki direnmem sana değildi. Altın tepside sunulan acı şerbetti beni ürküten. Devrimci ruha sahip Piraye'nin İstanbul'dan kopmak istememesini yadırgama. Anadolu'nun en ücra köşelerine bile koşa koşa gidecek yüreğe sahipti o. Ona ters düşen Diyarbakır değil, Diyarbakır konaklarına gelin olmak. Ağalığa, beyliğe kulaklarını tıkamış, halktan yana, özgürlük âşığı, yüzü insana dönük; ama deneyimsiz, toy, gencecik bir kız... Anlamaya çalış onu. Küçücük bir kum tanesi, bedenine yerleşen. Ya özümseyeceksin ya da irinleşecek derinliklerinde. Sancılı kıvranışlarla atıvereceksin uzaklara. Geldiği yere, belki de bambaşka diyarlara savrulup gidecek. Onun sende kalmasını sağla. Kol kanat ger gurbetten gelmiş konuğuna. Anlı şanlı Diyarbakır, bir Piraye'yi barındıramadı, dedirtme kendine.” Sevgiyle kalın