Kimsenin kendine ait bir zamanı yok. Kimsenin kendi acısı yok, anısı yok, rüyası yok, arzusu yok. Herkes koronun en ortasında en yüksek sesi çıkarmak için çırpınıyor.
Bir fuarda tanışma imkanı bulduğum ve aynı fuarda kitaplarımı imzalattığım Şükrü Erbaş’ın denemelerinden, birkaç şiirinden oluşan kitap.
Severek okudum. Düşünerek, üzülerek, sevinerek okudum. Onun düşüncelerinde kendimi buldum. Eleştirdiklerinde kendimi gördüm.
Kırgınlık, keder, sevinç, mutluluk... Ne varsa bu dünyaya dair, hepsi bu kitabın içinde var. Özellikle keder.
Her bir yazısında başka bir şeyin üzüntüsünü yaşıyor, her bir cümlesinde bambaşka bir şeyi eleştiriyor Şükrü Erbaş.
Etkilendiği, sevdiği, saygı duyduğu kişilikleri de anmadan geçmiyor. Çırpınıp İçinde Döndüğüm Dünya’da yalnızca Şükrü Erbaş yok. Nazım Hikmet var, Küçük İskender var, Haydar Ergülen var, Karacaoğlan var, Behçet Necatigil var, Mine Söğüt, Fazıl Hüsnü Dağlarca, Yaşar Kemal... Saymakla bitmez ismini andığı şairler ve yazarlar.
Bu kısacık kitapta birçok kişiliği tanıyoruz, Şükrü Erbaş’ı ve ailesini tanıyoruz. Onun önem verdiği değerleri görüyoruz.
Kitabın en sonundaki anketlere verdiği yanıtlar da ona hayran olmaya yeter de artar.
Vicdan anımsadıkça hiçbir suç unutulmaz. Belki de bu kitabı özetleyen en iyi cümle. Türkçeye farklı isimlerle çevrilmiş. Bence en uygun isim “Acımak” olurdu. İki farklı acıma duygusundan bahsediyor yazar. Biri ne yazık ki insanı mahvediyor.
Kitabı okurken tüm karakterlere ayrı ayrı çok kızdım. En çok da baş karaktere. İnsan bazı durumlarda yalnızca kendini düşünmeli bence ama karakterimiz bu konuda pek bir başarısız. Bu da onu bazı çıkmazlara sürüklüyor.
Edith veya “Zavallı sakat kız.”. Karakterimizle Edith’in trajik bir tanışma hikayeleri var. Bu hikaye ise birçok acıma duygusunu beraberinde getiriyor.
Bu insanlara acımak yerine onları hepimiz gibi birer insan olarak görsek bu kitaba hiç gerek kalmazdı. Fakat insanlar olarak ya çok fazla acıyoruz ya da çok fazla dalga geçiyoruz. Kitapta her birinin örneğini görmek ise sinirleri harap ediyor.
Stefan Zweig’ın bildiğim kadarıyla tek romanı olan Sabırsız Yürek, bana acıma duygumu yerinde kullandığımı gösterdi aslında. Bunun yanı sıra kimlere karşı sorumluluk duygusu içinde olmamız gerektiğini ve duygularımızı kontrol edebilmemiz gerektiğini de öğretti.
Çok sevdiğim bir Zweig kitabı daha böylece kütüphaneme eklendi.
Sabırsız YürekStefan Zweig · Can Yayınları · 20167,5bin okunma