Carpe diem ile bağlantılı olduğunu düşüdüğüm kitap. Normalde bu düşünce bana pek hitap etmez hayatı hesapsız, plansız yaşamak biraz kulağa hoş geliyor belki ama bana göre değil. Fakat kitapta bu fikir öyle bir karakter üzerinden anlatılmış ki, istemeden de olsa etkileniyorsun. Ya aslında hayatı böyle mi yaşamak lazım diye düşünüp kafanda güzelleştiriyosun. ( İnsanın kendini anlık gaza getirmesi gibi. )
Zorba, tam anlamıyla içinden geldiği gibi yaşayan, ne geçmişe takılan ne de geleceği kafaya takan bir adam. Dans ederken, konuşurken, dağa bakarken bile hayatı dolu dolu hissettiriyor. Ona eşlik eden anlatıcıysa tam zıttı: kitaplara gömülmüş, düşüncelere dalmış, hayatı uzaktan izleyen biri. Bu iki farklı bakışın yan yana gelişi çok güzel işlenmiş.
Kitap boyunca Zorba, kendi haliyle anlatıcıya ve aslında bize hayatın sadece düşünerek değil, yaşayarak anlaşılacağını gösteriyor. Bazen fazla uçlarda gezinse de öyle sahici ki.
Düşüncem her iki bakış açısını dozajında yaşamak, fakat benim yapamadığım belli :D