Pal Sokağı Çocukları öyle bir kitap ki, ilk başta "sadece bir grup çocuğun oyun alanı savaşı işte" diyorsunuz; ama sayfalar ilerledikçe, aslında bunun çok daha derin bir hikâye olduğunu anlıyorsunuz. Ferenc Molnár’ın bu eseri, çocukların dünyasına yetişkinlerin bile ulaşmakta zorlanacağı bir anlam yüklüyor.
Hikâyede ana karakterlerimiz, Pal Sokağı Çocukları ve onların mahalledeki boş arsa uğruna verdikleri bir "vatan" mücadelesi. Boka, Nemecsek ve diğer arkadaşları, bu arsa için Kızıl Gömlekliler adı verilen diğer çocuk grubuyla neredeyse gerçek bir savaş yapıyorlar. Ama bu sadece fiziksel bir çatışma değil; aslında bir aidiyet ve bağlılık savaşı. O arsa onların dünyasında tüm oyunların, hayallerin ve kısacası çocukluklarının merkezi. Belki de kitabın bu kadar etkileyici olmasının nedeni, hepimizin o çocukların yerine kendimizi koyabilmesi. Herkesin çocukken sahip çıkmak istediği, uğruna kavga verdiği bir alanı, bir "yer"i vardır.
Kitabı okurken Sineklerin Tanrısı kitabı ile benzerlikler gördüm açıkcası. Bu iki kitap arasındaki bağlantıyı fark etmen oldukça anlamlı olduğunu düşünüyorum. Pal Sokağı Çocukları ve Sineklerin Tanrısı, aslında iki farklı uçta olsa da, benzer bir temel soruya değiniyor: İnsan doğası, çocuk bile olsak, bizi nereye götürür? Pal Sokağı Çocukları’nda çocuklar, birlik içinde kalarak bir "vatan" mücadelesi verirken; Sineklerin Tanrısında bu birlik dağılıyor ve çocuklar kendi içlerindeki karanlıkla yüzleşiyorlar.