Siz Hangi Tür Babasınız...
👨‍👦Kral Baba, Kaya Baba, Yok Baba, Koşullu Seven Baba, Korkuluk Baba… Siz hangi tür babasınız? Babalar kızlarına kendileriyle, erkeklerle ve dünyayla kuracakları ilişkiyi şekillendiren nasıl bir psikolojik bir miras aktarır? Bir kız çocuğunun kendisiyle ilgili kurduğu hikâyenin önemli karakterlerinden biri babasıdır. Kız çocukları babalarında yalnızca kendilerini koruyan, ihtiyaçlarını karşılayan ya da kuralları koyan kişiyi görmezler. Erkeklerin nasıl sevdiklerini, gücü nasıl kullandıklarını, öfkelerini nasıl ifade ettiklerini, kadınlara nasıl davrandıklarını ve ilişkilerde nasıl yer aldıklarını da büyük ölçüde babalarını gözlemleyerek öğrenirler. Bu nedenle baba-kız ilişkisi yalnızca aile içindeki duygusal bağlardan biri değildir; bir kız çocuğunun kendisiyle, erkeklerle ve dünyayla kuracağı ilişkinin şekillenmesinde önemli rol oynayan psikolojik bir gelişim alanıdır. Bir baba kızına yalnızca soyadını, yaşam koşullarını ya da maddi imkânlarını bırakmaz. Aynı zamanda görünmez bir miras da aktarır. Kızının hata yaptığında kendisini ne kadar affedebileceğini, ne kadar değerli hissedeceğini, ilişkilerde nasıl bir sevgi bekleyeceğini, otorite karşısında nasıl davranacağını ve hayatta ne kadar yer kaplayabileceğini etkileyen birçok mesaj bu ilişkinin içinde şekillenir. Bazen bu mesajlar açıkça söylenir; bazen de yıllar boyunca tekrar eden küçük davranışların, bakışların, sessizliklerin ve duygusal tepkilerin içinde aktarılır. Bu nedenle baba-kız ilişkisi yalnızca çocukluk yıllarına ait bir hikâye değildir. Babalar kızlarının iç dünyasında çoğu zaman onlar büyüdükten sonra da yaşamaya devam ederler. Bir kadının kendisine söylediği cesaret verici cümlelerde de yetersizlik hissettiği anlarda zihninde yükselen eleştirel seste de bazen babasının izleri bulunabilir. Bu
Makale|Yazı
Sevgi dünyası!
Ben sevgi dünyasına doğdum, Nefes aldıkça içimde büyüttüm, Gülüşler ruhumda, cenneti yankıladı, Ruhumun sönmeyen hayat ışığı oldu. İnisiye olmuş ruhum yerinde durmaz, Mücadelesiz bir hayat, yaşanmaya değmez, Kalbim sevgisiz bir saniye bile atmaz, Benim mekanım dostluk dünyası. Kitaplar yıkılmaz kalem, Şiir yürünecek yolum, varılacak limanım, Sırtımda ailem, özgürce uçuyorum. Tüm evren benim evim. Faruk.
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
07:35 GARINDA BEKLEYEN ADAMIN NOTLARI
Oturup akşama kadar seyredilir, Güzel bir bayan. Loş bir ışık gibi, Sokak lambasının altında özgürce yürüyen, İşte o şairdir bu. Oturup çayı da, çorbası da beraber içilir, İlla adamı şair eder. Alır çocukluğuma götürür usuldan, Artık yaşlanmam gerekiyorsa, Bu satırlar berraktır işte o zaman... İçimden geçti güzel yüz, Bir sarhoş, Bir damlasında, Ne viski, ne de şarap, Şairin yıllanmış içkisi... İyice satırlar şımarıyorlardı, Ve sözler hafif kalıyordu. Çocukça yada henüz yeni doğmuş, Bir kalemin mürekkebi düşseydi, İşte o asıl bereketti. AYKUT BARIŞ ÇELİK
Edebiyat
tdk, babalar günü özelinde tivitırdaki hesabından yaptığı ileti görselinde yer alan paylaşımı -muhtemelen gelen tepkiler sonrasında- az önce kaldırmış.. Mustafa Kemal Atatürk, onlar bu paylaşımı yaptığı için türk milletinin babası olmadı.. aynı şekilde onların bu paylaşımını kaldırmaları sonrasında paylaştıklarında yazdıkları cümlenin gerçekliği de ortadan kalkmadı.. Mustafa Kemal Atatürk, türk milletinin babasıdır.. yok benim babam mete, yok benim babam fatih sultan mehmet, yok benim babam abdülhamit.. yok benim babam müslüman.. yok benim babam selanikli osmanlı subayı değil.. iyi niyetli yapılan kıyaslar olsun art niyetle yapılan kabullenmemeler olsun sadece rüzgar.. en basit haliyle günümüzde mete hanı bilmemizi sağlayan, fatih sultan mehmetin türbesine özgürce gidebilmemizi sağlayan, tebaası olarak yaşadığı zamanda başındaki padişahının kaybettiği toprakların yarısı kadar toprakları kurtaran, islamiyeti hacı, hoca, tekke, tarikat elinden kurtaran ve kurtardığı topraklar üzerine türk adı geçen, ulus devleti kuran bu selanikli osmanlı subayı.. kendisi olmasaydı günümüzde bu topraklarda -en iyi ihtimalle sevr sınırları dahilinde- hala var olur muyduk? olsaydık ne halde olurduk? günümüzdeki gibi olur muyduk? olmasaydı da olurduk, keşke yunan galip gelseydi tayfası gibi beş iq'luların tepkisinden çekinen tdk, kendi varlık nedenini, kurucusunu, kurulma nedenini bilse kaldırdığı paylaşımın doğruluğuna daha bir emin olur bu arada.. tdk, sildiği paylaşımı da yanlış yazmış bu arada.. cümlede Atatürk'ten sonra virgül olacak..

Grekov Kafkayevski

@Grekov_Kafkayevski
·
t. s. ataç ya da nurullah eliot.. lol.
türk dil kurumu sosyal medya resmi sayfası iki sene on gün önce Nurullah Ataç ı anmak için yaptığı vidYonun ilk görselinde nurullah ataç yerine T. S. Eliot un fotoOrafını kullanmış idi; x.com/TDK_govtr/statu... bu yanlış yazar-fotoOraf kullanımını tdknin bu yanlışlığından iki sene önce bkmkitapcom yapmış idi; google.com/url?sa=t&source... muhtemelen tdkdeki yanlış paylaşımı yapan kişi bkmnin zamanında yaptığı yazar tanıtım yazısındaki yanlış görseli gördü, bunu doğru kabul etti, görseli aldı vidYosuna ekledi.. bkmnin bu yanlışı yapmasına kıyasla tdknin bu yanlışlığı yapması daha vahim.. bi' de tdk bu aynı yanlış yazar-fotoOraf içerikli vidYoyu on gün önce aynı sosyal medya hesabından tekrar paylaşmış.. bu yanlışlık ortaya çıkınca da vidYoyu kaldırmış; x.com/alper_kaya/stat... özür dileme yok, yanlışlık yaptık demek yok.. vidYo silme var.. bu daha da vahim.. sanırım tdknin paylaştığı iki sene önceki aynı yanlış yazar-fotoOraf içerikli vidYosu henüz gündem olmadığı için kendilerince kaldırılmamış haYla.. lol. bu arada yukarıda linkini paylaştığım ilgili linkte yer alan nurullah ataç tanıtım yazınızdaki t. s. eliot fotoOrafını uygun bir nurullah ataç fotoOrafı ile değiştirirseniz bence hoş olur sayın bkmkitapcom ..
Sende Evde Kaldın
Antropologlar der ki, insan toplulukları hayatta kalma ve üreme üzerine kuruludur. Evet, biyolojik bir gerçek bu. Ama biz artık mağara devrinde yaşamıyoruz. Modern dünyada birey, kendi anlamını yaratma hakkını kazandı. Yine de kolektif bilinçaltımız hâlâ “evlen, yuva kur, çocuk yap” komutunu tekrar tekrar fısıldıyor. Özellikle kadınlara. Çünkü tarih boyunca kadının değeri, doğurganlığı ve ev içi rolü üzerinden ölçüldü.Psikoloji bunu “sosyal rol teorisi” ile açıklıyor. Toplum bize roller biçiyor ve biz de o rollere uymazsak dışlanma korkusu yaşıyoruz. Karen Horney’in “nevrotik ihtiyaçlar” kavramı burada devreye giriyor: Sevgi, kabul görme ve aidiyet ihtiyacı o kadar güçlü ki, insanlar mutsuz bir evliliğe razı oluyor, yalnız kalmaktansa. Oysa Carl Jung’un “bireyleşme” süreci tam tersi bir yolculuk öneriyor: Maskeleri atmak, kendi gölgemizle yüzleşmek ve gerçek benliğimize ulaşmak. Evlilik bu yolculuğun bir durağı olabilir, ama kesinlikle istasyonu değil.Felsefeye bakalım. Aristoteles “eudaimonia” der; yani “güzel yaşam”, erdemli bir hayat sürmek ve potansiyelini gerçekleştirmek. Epiktetos gibi Stoacılar der ki, mutluluk dış şartlara bağlı değildir; içimizde, seçimlerimizdedir. Sartre ise varoluşçu bir çığlık atar: “Varoluş özden önce gelir.” Yani sen önce varsın, sonra ne yapacağına karar verirsin. Evlilik bir tercih olabilir, ama zorunluluk değil. Zorunluluk haline getirildiğinde ise özgürlüğün katili olur.Düşünün: Nobel ödüllü bir bilim insanı, uluslararası arenada konuşmalar yapan bir lider, kitapları onlarca dile çevrilmiş bir yazar… Ve bir teyze, çayını yudumlarken “Kızım, sen de evde kaldın” diyor. O kadının umurunda mı gerçekten?Bence değil. Çünkü o kadın çoktan Maslow’un ihtiyaçlar hiyerarşisinin en tepesine, “kendini gerçekleştirme” basamağına tırmanmış. O,
1000Kitap
Sende Evde Kaldın
Antropologlar der ki, insan toplulukları hayatta kalma ve üreme üzerine kuruludur. Evet, biyolojik bir gerçek bu. Ama biz artık mağara devrinde yaşamıyoruz. Modern dünyada birey, kendi anlamını yaratma hakkını kazandı. Yine de kolektif bilinçaltımız hâlâ “evlen, yuva kur, çocuk yap” komutunu tekrar tekrar fısıldıyor. Özellikle kadınlara. Çünkü tarih boyunca kadının değeri, doğurganlığı ve ev içi rolü üzerinden ölçüldü.Psikoloji bunu “sosyal rol teorisi” ile açıklıyor. Toplum bize roller biçiyor ve biz de o rollere uymazsak dışlanma korkusu yaşıyoruz. Karen Horney’in “nevrotik ihtiyaçlar” kavramı burada devreye giriyor: Sevgi, kabul görme ve aidiyet ihtiyacı o kadar güçlü ki, insanlar mutsuz bir evliliğe razı oluyor, yalnız kalmaktansa. Oysa Carl Jung’un “bireyleşme” süreci tam tersi bir yolculuk öneriyor: Maskeleri atmak, kendi gölgemizle yüzleşmek ve gerçek benliğimize ulaşmak. Evlilik bu yolculuğun bir durağı olabilir, ama kesinlikle istasyonu değil.Felsefeye bakalım. Aristoteles “eudaimonia” der; yani “güzel yaşam”, erdemli bir hayat sürmek ve potansiyelini gerçekleştirmek. Epiktetos gibi Stoacılar der ki, mutluluk dış şartlara bağlı değildir; içimizde, seçimlerimizdedir. Sartre ise varoluşçu bir çığlık atar: “Varoluş özden önce gelir.” Yani sen önce varsın, sonra ne yapacağına karar verirsin. Evlilik bir tercih olabilir, ama zorunluluk değil. Zorunluluk haline getirildiğinde ise özgürlüğün katili olur.Düşünün: Nobel ödüllü bir bilim insanı, uluslararası arenada konuşmalar yapan bir lider, kitapları onlarca dile çevrilmiş bir yazar… Ve bir teyze, çayını yudumlarken “Kızım, sen de evde kaldın” diyor. O kadının umurunda mı gerçekten?Bence değil. Çünkü o kadın çoktan Maslow’un ihtiyaçlar hiyerarşisinin en tepesine, “kendini gerçekleştirme” basamağına tırmanmış. O,