Etrafımızdaki çok sayıda insanın ayakta kalmak için her gün kuvvetli bir kimyasal alma ihtiyacı duyacak kadar sıkıntı içinde olduğunu üstünde fazla durmadan kabullenmiş durumdayız.
Hakan Günday'ın yeraltı edebiyatının 3. Okuduğum kitabıyla zevkin doruklarındayım. Müthiş müthiş ve yine müthiş. En az "Az" romanı kadar etkileyici. Kitabı bitirdiğimde resmen nefessiz kaldım! Adam almış dünyadaki bütün o 'insan hakları', 'barış', 'yardım melekleri' gibi süslü lafların ardındaki o iğrenç, kanlı ticareti yüzümüze vurmuş. Yardım kuruluşlarına hiç bu açıdan bakmamıştım. Zamir'in o yüzü parçalanmış haliyle dünyanın dört bir yanında savaşı ertelemek için diktatörlerle, tüccarlarla masaya oturması, barışın bile pazarlanacak bir mal olduğunu görmek midemi bulandırdı. Biz televizyonda savaş izleyip üzülürken, arka planda birilerinin bu acıdan nasıl para kazandığını tokat gibi anlatmış yazar. Süslü püslü cümleler yok, direkt gerçeğin o çirkin yüzü var. İnsanın kendi türünden iğrenmesini, aynaya bakarken utanmasını sağlayan, inanılmaz sert ve uyandırıcı bir kitaptı. Bravo Günday
ZamirHakan Günday · Doğan Kitap · 20216,2bin okunma
Yıllardır aynı yere kaçıyordum. Bir hayale... Tam Habil'i öldürecekken Kabil'in karşısına çıkmamla başlayan bir hayal. Önce Kabil'in öfkesini onunla konuşarak dindiriyor, ardından iki kardeş arasında sonsuz bir barış sağlıyordum. Ancak asıl hayal sonrasına dairdi. Çünkü hayal etmesi en zor olan oydu: Kabil Habil'i öldürmemiş olsa, bu gün dünya nasıl olurdu?