Bir kadın bir kadını aşağılıyorsa o kadında özgüven eksikliği + erkek aklı vardır
Psikolojiye göre kaygılı insanlar, yaptıkları konuşmaları zihinlerinde tekrar tekrar canlandırmaya eğilimlidir. Çünkü farkında olmadan birini kırıp kırmadıklarını ya da yanlış bir şey söyleyip söylemediklerini kontrol etmeye çalışırlar. Bu her zaman özgüven eksikliği değildir. Çoğu zaman beynin, her detayı gereğinden fazla analiz etmesidir.
Psikoloji
Reklam
Gösteriş yapmak için çabalayan insanlar,çoğu zaman başkalarının onayını ararlar. Oysa gerçek özgüven kendini kanıtlama ihtiyacı duymadığında ortaya çıkar. Hayat bana şunu öğretti.En güçlü insanlar, en çok konuşanlar değil,gerektiğinde sessiz kalabilenlerdir. En değerli insanlar, sahip olduklarını sergileyenler değil,sahip olduklarıyla huzur içinde yaşayabilenlerdir. Sadelik bir eksiklik değil, olgunluğun işaretidir. Çünkü insan kendini tanıdıkça gösterişten uzaklaşır, özüyle yakınlaşır. Başkalarının ne düşündüğüne harcadığı enerjiyi, kendi hayatını inşa etmeye yönlendirir. Belki de huzurun sırrı daha fazlasına sahip olmakta değil, sahip olduklarının değerini fark etmekte saklıdır. Özgüven bağırmaz. Huzur kendini ispatlamaya çalışmaz. Gerçek güç ise sadeliğin içinde sessizce var olur.
1000Kitap
Bıktım bu her şeye geç kalırım korkusundan ne gerek var kasmaya olursa olur olmazsa olmaz
İnsan ve Duygular
Karizma Kurumu Ezmek Zorunda mı? (İmamoğlu / Yavaş Denklemi) Popüler figürlerin varlığı kurumsallaşmanın önünde bir engel olmak zorunda değil; aksine, dönüşümün finansörü ve kalkanı olabilirler. Tony Blair, 1990'ların ortasında İngiliz İşçi Partisi’ni (Labour) dönüştürürken ve partinin o güne kadarki en radikal tüzük değişikliklerini (meşhur Clause IV maddesinin kaldırılması gibi) yaparken, gücünü kurumsal delegeden değil, kendi şahsi popülaritesinden ve kamusal karizmasından alıyordu. İmamoğlu veya Yavaş'ın sahip olduğu kamusal meşruiyet, parti içi direnç odaklarını (statükocu delege ağlarını) tasfiye etmek veya radikal yapısal reformları partiye kabul ettirmek için bir "kaldıraç" olarak kullanılabilir. Karizma, kurumu yutmak yerine onu modernize eden bir motora dönüşebilir. Delege Yapısı Aşılmaz Bir Duvar mı? Delege sistemi katıdır, ancak dışsal şoklara ve büyük ödüllere karşı esneyebilir. Siyasette en büyük rasyonel motivasyon "iktidar olmak ve devleti yönetmektir". Eğer delege ağları ve parti içi klikler, eski yöntemlerde ısrar etmenin mutlak bir genel seçim mağlubiyeti (ve dolayısıyla kaynak kaybı) getireceğini net bir şekilde görürlerse, kendi varlıklarını korumak adına değişime "rızalık" gösterebilirler. 2023 kurultayındaki lider değişimi, tam da tabandaki öfkenin yarattığı dışsal şokun delege yapısını çatlatmasıyla mümkün oldu. Yapı katıdır ama geçirgenliği sıfır değildir. "Dönüşüm" Tek Bir Büyük Devrim Değildir Analizi yaparken genellikle doğrusal ve mutlak bir kurumsal dönüşüm (bir sabah uyanıp tamamen batılı, şeffaf, programatik bir parti olmak) arıyoruz. Oysa dönüşümler hibrittir. CHP, bir yandan eski delege pazarlıklarını sürdürürken, diğer yandan gölge kabine gibi modern mekanizmaları bünyesine entegre edebilir. Bu ikili yapı (eski ve yeninin bir
Siyaset
Yalnızlık bazı kültürlerde özgürlüktür, bazı kültürlerde ise çok kötüdür. İnsan yalnız korkak, aptal, tembel, ahlaksız, yalancı olmak istemez. Suç ortaklığı insana özgüven verir. İnsan yalnız olmadığını his edince aptallık, tembellik, ahlaksızlık, yalancılık o kadar ağır gelmez. "Herkesin kambur olmasını isteme" ruh halinin yakıtı, tam olarak bahsettiğimiz bu "kolektif suç ortaklığı ve ahlaki anestezi" mekanizmasıdır. Tek başına taşınamayacak kadar ağır olan ahlaki utanç, cehalet veya tembellik, bir kitleyle paylaşıldığı an buharlaşıp gider. Yalnızlığa yüklenen anlam, o toplumun bireyi ne kadar özgürleştirebildiğiyle doğrudan ilgilidir. Bireyin kendi sınırlarını çizdiği, kendi hikayesini yazdığı kültürlerde yalnızlık bir egemenlik (so sovereignty) alanıdır. İnsan kendine yetebildiğini, sistemden bağımsız var olabildiğini yalnızken anlar. Bizim gibi cemaatçi toplumlarda yalnızlık bir "lanet" veya "cezalandırma" olarak kodlanır. Çünkü bu kültürlerde birey tek başına bir hiçtir; ancak bir aşirete, partiye, cemaate veya mahalleye ait olduğunda "değer" kazanır. Dolayısıyla buralarda yalnız kalmak özgürlük değil, sürüden dışlanmak ve savunmasız kalmaktır. "Suç ortaklığı insana özgüven verir." Siyaset biliminin ve kitle psikolojisinin en korkunç gerçeği budur. Sosyal psikolojide buna "Sorumluluğun Dağılması" denir. Tek başınayken yalan söyleyen, hırsızlık yapan veya ahlaksızlık yapan bir insan, vicdanıyla baş başa kalır. Aynaya baktığında bir "canavar" veya "yalancı" görür. Bu acı vericidir. Ancak aynı yalanı milyonlarca insanla birlikte söylediğinde, o ahlaksızlık birdenbire "milli strateji", "dava adamlığı" veya "grup refleksi" adını alır. Kitle, bireyin vicdan azabını emen devasa bir sünger gibidir. Kötülük anonimleştiğinde, suçluluk duygusu ortadan kalkar ve yerini sapkın
Psikoloji
Reklam
Reklam