Her nasılsa tüm insanlar gibi çocuklarımız da hayatın bir anlamı olması gerektiğini hissederler, ama nedir o? Çocuklar her yerde karşılarına çıkan çelişkilerde, ikiyüzlü konuşmalarda, alaycı teslimiyetlerde bulunuyorlar mı? Mutluluk için, hakikat için, adalet için, sevgi için, bir tapınma nesnesi için arzu duyuyorlar; peki biz onların bu arzularını doyurabilir miyiz? En az onlar kadar bizde çaresiziz. Yanıtı bilmiyoruz çünkü soru sormayı bile unuttuk. Hayatlarımız sağlam bir temele dayanıyormuş gibi yapıyoruz ve bizi asla terk etmeyen huzursuzluğun, kaygının, karmaşanın üzerimizdeki gölgesini bilmezlikten geliyoruz.
İnsanın ulaştığı her aşama, onu hoşnutsuz ve kafası karışmış bırakıyor, bu zihin karışıklığı da onu yeni çözümler aramaya itiyor. İnsanın içinde doğuştan gelen bir ilerleme dürtüsü yoktur; onun başladığı yolda devam etmesini sağlayan, varoluşundaki çelişkidir. İnsan, cenneti, doğayla olan birliği yitirdikten sonra, yolculuğu hiç bitmeyen (Odysseus, Oidipus, Abraham, Faust) bir gezgin olup çıkmıştır.