Bu kitap kolay okunmuyor, çünkü kolay hazmedilmiyor. Ecinniler, bir roman olmaktan çok bir uyanıklık hâli. Dostoyevski burada sadece karakterler yaratmıyor; her birini bir fikirle, bir ideolojiyle donatıp karşımıza çıkarıyor. Ve sonra bırakıyor: kavga etsinler, yansınlar, yok olsunlar.
Romanı okurken sanki Rusya’nın vicdanında yürür gibi hissettim. Kimi zaman duvarlara çarpıyor, kimi zaman bir cümlede nefessiz kalıyorsun. Stavrogin’in içindeki boşluk, Pyotr’un zehri, Şatov’un inancı, hepsi bir arada, birbirinin içine geçmiş karanlık yankılar gibi. Sanki karakterler değil de fikirler birbirini öldürüyor. İnsan değil, zihniyet çatışıyor bu romanda.
Ecinniler, toplumsal cinnetin edebî karşılığı gibi. Dostoyevski'nin "akıl" dediğimiz şeye karşı duyduğu kuşkunun, "özgürlük" dediğimiz şeyin içinde nasıl bir tutsaklık barındırabileceğinin romanı.
Bazen durup şunu sordum: Gerçekten özgür müyüz, yoksa sadece bir fikrin peşinden sürüklenen başka bir ecinni miyiz?