KAMELYALI KADIN
Bazı kadınlar fahişelik yapar, düştükleri bataktan çıkamazlar ve bu duruma alışıp hayatlarını bu şekilde devam ettirirler.
Kamelyalı Kadın dediğimiz Marguerite Gautier de o kadınlardan biri, çok güzel bir kadın, kamelyalardan çok hoşlandıgı için ona bu ismi takıyorlar.
Ona vurulmuş tüm servetini önüne döken zengin erkeklerin sağladığı finans ile yaşamını oldukça lüks yşamaya alışmış bir kadın. Dönerse yapamayacağını biliyor, çevresinde saygı duyulmamaya, sevgi görmemeye o kadar alışmış ki..
Yalnız diğer tarafta saygı duyulan bir adamın oğlu Hukukçu Armand Duval var. Hayatında hiç bir insanı hor görme taraftarı olmayan, fahişelere bile saygı duyabilen güzel kalpli bir adam.
Şans eseridir ki bu kadını gördüğü anda vuruluyor ve kadının bu işi yaptığını bilmiyor. İlk karşılaşmada aşağılanmasına rağmen kadına olan aşkını dindiremeyince kendini bu aşka adıyor.
Gerçek bağlamda sadık bir erkeğin mücadelesi, aşkın insanda önlemez hisler beslediğinin göstergesiydi bu kitap.
Margueritenin ölümcül bir hastalığa yakalanmasıyla devam eden bu kitap, Armand’ın bir şekilde kadının karşısına çıkıp onunla kalmasına kadar varırken, kadının hayatı sürekli olarak gözler önünde devam ediyor. Bundan sonrasında ilişkileri ve önlerindeki engeller konu ediliyor.
Bu zaman diliminde bir kadının da ne olursa olsun, hangi yaşam biçiminde yaşarsa yaşasın gerçek sevgi ile karşılaştığında nasıl değiştiği, nasıl fedakar olabileceğini görebilirsiniz.
Çok usta bir kalem olduğunu düşünüyorum Alexandre Dumas’ın ben.
Okuduğum ilk kitabı olmasına rağmen kaleminin akıcılığı ve anlatış biçimi oldukça etkileyiciydi.
Sevmek gerçekten iyileştirici, sevmek içindeki seni ortaya çıkaran nefis bir duygu.
” Efendim, biz ölüleri sevmek zorundayız. Çünkü öylesine meşgulüz ki, başka bir şey sevmeye