Kitabın girişinde çoğu şeyi bize anlatmış aslında Charles Dickens:
Zamanların en iyisiydi, zamanların en kötüsüydü, hem akıl çağıydı hem aptallık, hem inanç devriydi hem de kuşku, aydınlık mevsimiydi, karanlık mevsimiydi, hem umut baharı hem de umutsuzluk kışıydı, hem her şeyimiz vardı hem hiçbir şeyimiz yoktu, hepimiz ya doğruca cennete gidecektik ya da tam öteki yana...
Kitabın sonuna geldikten sonra dönüp yine bu girişi okudum, kesinlikle tamamladı beni.
Fransız ihtilali ve bunun etkilerini görebileceğimiz öğretici bir eser.
Soylular tarafından ezilmiş ve aşağılanmış Fransız halkının bir başkaldırısını görüyoruz, öyle bir nefret ki, suçlu gördükleri hiçbir canlıya en ufak bir acıma göstermeyecek ve çocukların bile (suçlularsa) ölümü hak ettiğini düşündürecek bir nefret işlemiş yüreklerine, inanılmaz bir vahşilik... Piposunu içerken giyotinin insanları ikiye ayırmasını zevkle seyreden halktan kişiler, Adaletten yoksun mahkeme kurulları ve niceleri...
Ayrıyeten Dr. Manette'in hikayesi ve bunun yanında Londra'da başlayan Lucie-Charles aşkının bir şekilde Fransa'ya, bu kargaşanın içine sürüklenmesi ve sonrasında ardı ardına gelişen olaylar.
Tabii ki bana göre hikayenin kahramanı olan Sydney Carton'dan bahsetmeden geçemem, inanılmaz bir fedakarlık, müthiş bir soğukkanlılık... Bu adam beni gerçekten çok şaşırttı.
Carton'ın son düşünceleri aynen şuydu:
''Bu şimdiye dek yaptığım en iyi, en doğru şey ve bu yolun sonu, şimdiye dek hiç bilmediğim kadar güzel, çok güzel bir uyku.''
Olaylar, kurgu ve akış şahaneydi kesinlikle okunmalı.